Kangallılar Altın Arama İstemiyor

Sivas’ı Kangal ilçesindeki Bakırtepe’de yapılmak istenen altın arama faaliyetini köylüler istemiyor. Açtıkları imza kampanyasını Kılıçdaroğlu da imzaladı.

 

Sivas – BİA Haber Merkezi
21 Kasım 2012, Çarşamba

Sivas’ın Kangal ilçesindeki Bakırtepe‘de yapılmak istenen altın arama faaliyetine köylüler karşı çıkıyor.

Koç Holding’in madencilik şirketi Demir Export, 2006’dan beri bölgede sondaj çalışmaları yürütüyor.

Kangal ilçesinde altın aramadan etkilenecek öncelikli köyler Elkondu, Eğricek, Pınargözü, Bulak, Dışlık  ve Kangal Dernekler Federasyonu bir araya gelerek “Bakırtepe Çevre Platformu”nu kurdu.

13 Eylül’de ilçede konuyla ilgili yapılmak istenen Çevre Etki Değerlendirme Toplantısı’nı (ÇED) köylüler protesto etti.

“Siyanürlü aramaya izin vermeyeceğiz”

Platform üyesi Aytaç Sarıkaya, “Kesinlikle siyanürlü altın aramaya karşıyız ve izin vermeyeceğiz” diyor.

“Siyanürlü altın aramanın topraklarımızı, suyumuza ve sağlımıza zararlı olduğunu düşünüyoruz. Kaz dağları, Bergama’da bunun örneklerini gördük. Ayrıca Bakırtepe Alevi inancına göre kutsal bir yer. İnsanlar Bakırtepe’ye gelip kurban keserek adaklar adıyor.”

ÇED raporundan sonra dava açılacak

Avukat Yaprak Türkmen, ÇED süreci tamamlandığında konuya ilgili dava açacaklarını belirtti. Dünyanın hiçbir yerinde siyanür maddesi kullanılmadan altın çıkarma işlemi yapılamayacağını belirten Türkmen, siyanürlü altın çıkarma işleminin kesin olarak 20 kilometrelik alanı etkileyeceğini rüzgar ve nem oranına göre ise 100 kilometreye kadar yayılacağını belirtti.

Platform, altın aramaya karşı internet üzerinden de imza kampanyası başlattı. Geçtiğimiz hafta İstanbul’da yapılan Sivas Günleri’nde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da köylülerin kampanyasına imza attı.

Köylüler, cumartesi basın açıklaması yapacak. (NV)

Danıştay: Arılı Vadisi SİT Alanı

Derelerin Kardeşliği Platformu HES firmalarının SİT alanı kararını kaldırmak için uğraştığı Rize Fındıklı’nın Arılı Vadisi’ne dair Danıştay’ın kararı onayladığını bildirdi.

Rize – BİA Haber Merkezi
09 Kasım 2012, Cuma

Derelerin Kardeşliği Platformu Danıştay 14. Dairesi’nin kararı sonucu Rize Fındıklı’nın Arılı Vadisi’nin SİT alanı olarak kaldığını açıkladı.

Çevre ve orman bakanlıklarının ayrılmasının ardından lağvedilen Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Trabzon Bölge Kurulu’nun 18 Şubat 2010 tarihinde 1. ve 3. derecede doğal SİT alanı ilan ettiği Arılı Vadisi’yle ilgili olarak alınmış yürütmeyi durdurma kararı Danıştay tarafından iptal edildi.

Rize İdare Mahkemesi vadi boyunca HES projesi geliştiren firmaların itirazı üzerine 6 Aralık 2011’de SİT alanı kararıyla ilgili olarak yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Bu karara itiraz eden köylüler de Danıştay’a başvurmuştu.

“Halkı yok sayıyorlar”

Fındıklı Dereleri Koruma Platformu Sözcüsü Hüseyin Acar süreçle ilgili yaptığı açıklamada, “Fındıklı halkının yaklaşık beş yıldır sürdürmüş olduğu HES mücadelesinde bir kez daha hukuk mücadelesini kazandığını ve Arlı Vadisi’nin SİT alanı olarak kaldığını” kaydetti.

“Önce, ‘enerji gerekiyor, ihtiyaç var, size hizmet edeceğiz’ dediler. Sonra ihtiyaç olmadığını, yurtdışına bile enerji verdiğimizi, alternatiflerin ve tasarruf tedbirleri uygulanmaları, iletim hatları, baraj kapasiteleri, kayıp kaçaklarla kat kat daha fazla enerji üretebileceğini kabul etmek zorunda kaldılar.

“Daha sonra bitki, böcek, orman, yayla, maden, yol bahaneleri ile vadilerimize saldırdılar. Yine bu halkı kandıramadılar. Şimdi ise yayla yolları projeleri ile su ve maden kaynaklarına ulaşmanın yollarını arıyorlar.

“Aynı zamanda akarsuların kullanım hakkını ellerine geçiren şirketler bu sefer dere ıslah çalışmaları yoluyla dereleri işgal etmeye başladılar. Beş metrelik duvarlarla suyu hapsetmeye çalıştılar. Taşkınları önleme bahanesi ile 500 yıllık projelerle karşımıza çıktılar. Bütün derelerin her iki tarafına duvarlarla suları kontrol altına almak istediler.

“Dünyanın korunması gereken 200 Ekolojik Alanından birisi olan ve bozulmamış ekosistemi, tarihi ve kültürü ile bir turizm bölgesi olarak, ürettiği organik çay, fındık, kivi ve likapasıyla, organik arıcılık ve balıkçılığıyla dünyaya adını duyuran bu bölgenin halkı yok sayılmaktadır. Biz buna asla izin vermeyeceğiz ve bu değerlerimizi yok ettirmeyeceğiz.” (YY)

“Su Hakkı Anayasal Güvenceye Alınsın”

Kaynak: Bianet-22 Ekim 2012

Su politikalarında köklü bir değişim yaratmak, toplum için su hizmetlerinde kaliteyi arttırmak ve adaleti yerleştirmek, herkesin temel ihtiyaçlarına yetecek miktar ve kalitede suya erişimini sağlamak, sosyal- ekolojik yıkımların önüne geçmek için Su Hakkı Kampanyası başlatıldı.

“Su hakkı anayasal güvenceye alınsın” talebiyle dün düzenlenen basın toplantısında, su hakkının yaşam hakkı olduğu ve bu hakkın korunması için birlikte mücadele etmenin gerekliliği vurgulandı.

Kampanya adına konuşan toplantının moderatörü Nuran Yüce, yeni bir kampanya başlatmalarına rağmen yeni bir hak talebinde bulunmadıklarını, aslında talepleriyle yaşam hakkını koruduklarını belirtti.

“Tüm canlıların en temel hakkı olan yaşam hakkı içinde de yeter miktar ve kalitede suya erişim hakkı da vardır.

“Nasıl ki hiç kimse yaşam hakkının ticaretini yapamaz, yaşam hakkı alınıp satılamaz, parası olmadığı için ya da başka herhangi bir nedenle kimse yaşam hakkından mahrum bırakılamazsa, yaşamın vazgeçilemez unsuru olan suya erişim hakkı da hiçbir koşulda sınırlandırılamaz. Tüm canlıların ve gelecek kuşakların suya erişiminin sağlanması devletin en temel görevleri arasındadır.”

Ortak tavır

Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven de suyun ücretsiz olarak verilmesinin sadece yaşam hakkı olduğu için değil, sudan tasarruf edilmesi açısından da büyük önem taşıdığını söyledi. Belirli bir kotaya kadar suyun ücretsiz sağlanmasının Dikili’de çok önemli boyutlarda su tasarrufuna yol açtığını hatırlattı.

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Cengiz Aktar ise AKP’nin kalkınma saplantısının aynı zamanda anti-demokratik uygulamalara yol açtığını, çevreyi, doğayı, insanı hedef alan bu saldırının aslında medeniyeti hedef aldığını ifade etti. Aktar bu topyekûn saldırı karşısında farklı itirazları bir araya getirebilmenin önemini de vurguladı.

Suyun özelleştirilmesine, ticarileştirilmesine ve metalaştırılmasına karşı başlatılan kampanya çerçevesindeki toplantıya konuşmacı olarak destek verenler arasında CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, Eski İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra, İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr.Mehmet Bekaroğlu ve Küresel Eylem Grubu aktivisti Şenol Karakaş da vardı. (YY)

Kürt coğrafyasında doğa adeta katlediliyor

02 Ekim 2012, DIHA

Türkiye’de 90’lı yıllardan bu yana devam eden ve son 30 yılın en şiddetli çatışmalarına sahne olan Kürt coğrafyasında doğa adeta katlediliyor.

Artan çatışmalar ile birlikte kullanılan kimyasal silahlar ve tahrip gücü yüksek bombalar ile ormanlık alanlar yok edilirken, ‘güvenlik’ eksenli politikalar çerçevesinde ateşe verilen ormanlık alanlar ile birlikte kutsal kitapların ‘Cennetin Bahçesi’ diye adlandırdığı Mezopotamya coğrafyasında ikinci bir katliama perde aralanıyor.

Bunun yanı sıra yine ‘güvenlik’ eksenli yapılan barajlar da söz konusu katliamın büyük bir ayağını oluşturuyor. Enerji üretimi adı altında bölgede 500’e yakın baraj bulunurken, bu rakam Türkiye’deki barajların yüzde 38’ni oluşturuyor. Hakkari’nin Şemdinli-Yüksekova, Çukurca ve Şırnak’ın Uludere bölgelerinde yapımı devam eden 8 ile yapımı tamamlanan 3 barajın, PKK’lilerin geçişlerini önlemek amacıyla kullanılacağı devlet yetkilileri tarafından daha önce açıklanmıştı.

 

‘Türkiye nehirlerin geçtiği ülkeler üzerinde baskı oluşturabilir’

 

Devlet tarafından yapılan barajların sadece elektrik, sulama ve içme suyu sağlamak amacıyla inşa edilmediğini belirten Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi üyesi Ercan Ayboğa, barajların Kürt sorunu endeksli düşünülerek inşa edildiğini ifade etti. Ayboğa, üzerinde baraj inşa edilen suların aynı zamanda suların geçtiği diğer ülkelere yönelik bir baskı aracı olarak da kullanıldığını belirterek, “Debisi yüksek olan Dicle ve Fırat nehirleri bu bölgede bulunmaktadır. Buradan sonra güneye akmaktadır, orada fazla yağış yaşanmamaktadır. Bu da devletin Suriye ve Irak üzerinde bir baskı aracı oluşturmasına neden olabiliyor. Baraj gölü ile suyu uzun süre tutabilme potansiyeline ulaşarak, nehirlerin geçtiği ülkeler üzerinde baskı oluşturabilir. Türkiye’nin bu iki devletle suların paylaşımı noktasında karşılıklı bir anlaşması yoktur. ‘Savaş açacam’ ya da ‘suyu kesecem’ şeklinde resmi açıklamalarda bir ifade yer almamaktadır. Ancak fiili olarak bir baskı aracıdır. Herhangi bir anlaşmaya, evrensel hukuka bağlı değilse, istediğini yapabilirse kimse sana bir şey diyemezse ciddi bir baskı oluşturabilirsin. Bununla beraber Ortadoğu’da suyun satılması ilerde söz konusu olabilir. Dicle-Fırat nehirlerinin suları bir meta haline gelebilir” dedi.

 

‘Baraj, askerler tarafından sürdürülen operasyonda bir araç!’

 

Barajların yapımındaki önemli nedenlerden birinin de bölgede süren savaşta PKK’yi tasfiye etmekte bir araç olarak kullanılması olduğunu belirten Ayboğa, “Bölgede, çatışmalı bir ortam söz konusudur. Devletin asimilasyoncu inkar politikasına karşı çıkan bir halk var. Bu politikalara karşı silahlı bir isyan uzun süredir sürmektedir. Devletin bu bölgeye bakışı ön yargılıdır, dışlayıcıdır. Siyasi bir baskıyla buraya yaklaşılıyor. Buradaki siyasi parti ve STK’lere çok büyük baskı uyguluyor. Askeri operasyonları sürdürüyor. Bu çerçevede her türlü aracı kullanmaya çalışıyor. Bu araçlardan biri de barajlar oluyor. Bölgede yaşayan halka ve PKK gerillalarına karşı kullanmaktır. Barajlar bir siyasi amacı da içeriyor. Halklar üzerinde bir egemenlik aracı olarak kullanılarak göçe zorlanmaktadırlar. Halkın kendine yeten ekonomisinin ortadan kaldırılmasıyla kapitalist ekonomik sisteme dahil edilmesi söz konusudur. Böylelikle halk, üretici konumdan tüketici konuma düşmektedir. Şırnak ve Hakkari illerinde yapılan 11 barajın, DSİ’nin 2007 faaliyet raporunda sınır güvenliği amacıyla yapıldığı açıkça belirtmektedir. Bunu biz demiyoruz. Bundan dolayı güvenlik barajı terimi ortaya çıkıyor. Böyle bir terim dünyada yoktur” dedi. DİHA

HES ve baraj karşıtları Ekopotamya Konferansı’nda buluştu

27.09.2012

ANF – Firat News Agency
AMED – Türkiye, İran ve Irak’tan gelen baraj ve HES karşıtları Ekopotamya Network’un konferansı için Diyarbakır’da toplandı. Konferansta konuşan Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi  aktivisti ve Dut Ağacı Derneği Üyesi Serhat Resul, bölgenin kültürel mirasının baraj ve HES politikalarıyla yok edilmek istendiğini ifade etti.

Baraj ve hidro elektrik santrali (HES) politikalarına eleştirel yaklaşan grup ve organizasyonların oluşturduğu Ekopotamya Network’un konferansı Diyarbakır Sümerpark’ta başladı. Grupların tanıtımıyla başlayan konferansta Network’un mevcut çalışmaları değerlendirilerek, gelecek dönem için hedefleri belirlenecek. Konferansın açılış konuşmasını yapan Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi aktivisti ve Dut Ağacı Derneği üyesi Serhat Resul, bölgede kurulan baraj ve HES’lerin sadece kurulduğu ülkede nehir ve akarsuların geçtiği ülkeleri de etkilediğine dikkat çekerek, bir devletin baraj politikalarını ele alındığında sınırlara bağlı kalınmaması gerektiğini söyledi. Resul, bölgenin insanlık tarihi açısından önemine dikkat çekerek, “Bölgemizde bulunan kültürel miras, baraj ve HES politikalarıyla yok edilmek istenilmektedir. Sınırları aşan akarsular ve nehirler üzerinde kurulan HES’ler kurulduğu yerdeki kültürel mirası ve doğayı tahrip etmekle yetinmemekte, geçtiği bölgelerde de tahribatlar yaratarak doğrudan etkilemektedir” dedi.

Konferans, çalışmaların değerlendirilmesi, ağ araştırmasının sunumu, geri dönüşüm, güvenlik barajları araştırması sunumu ve gelecek döneme ilişkin alınacak önerilerle devam ediyor.

Ekopotamya Network Ağı’nda Türkiye’den Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi, Cilo Doğa Derneği, Pasur Doğal Çevreyi Koruma Platformu (PADÇEK), Cizre Kültür Koruma Girişimi, İran’dan Cenesta, Alpin Club ve Irak’tan Civil Development Organization (CDO) Green Kurdistan Association (GKA), Kurdish International Youth Organization, Women’s Talent Development Organization (WDTO), Organization for Human Rights and Democracy Activities, (Gayandn), Nature Iraq (NI), Kurdistan Save the Children (KSC) adlı organizasyonlar yer alıyor.

 

Yaban Hayat Sahası HES Tehdidinde

Yüce YÖNEY

Antalya – BİA Haber Merkezi
19 Eylül 2012, Çarşamba
Antalya Isparta Burdur Denizli Kaş Platformu Sözcüsü Hediye Gündüz, köylülerin protestosu üzerine Antalya, Üzümdere köyüne yapılmak istenen HES’in tanıtım toplantısının yapılamadığını bildirdi.

“Şirket temsilcilerinin ardından biz de salona girdik, bir buçuk saat hiç susmadan alkışladık, protesto ettik. ‘HES’çi şirket köyümüzden defol’, ‘HES’i istemiyoruz, köyümüzü terk et’ sloganları atıldı. Şirket temsilcileri hiçbir şey söyleyemedi.”

Gündüz gerçekleşmeyen toplantının ardından dışarı çıkıldığında bakanlık görevlilerinin köylülerden imza aldıklarını gördüklerini söyledi.

“Dışarıya çıktık, tam gidiyorlar diye. Bilgilendirme toplantısını organize etmeye gelen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlileri köylülerden imza almaya başladı. Ne imzası aldığını bilmiyoruz. Ancak aralarında biz bu tutanağı yarın yeniden tutarız diye konuşulduğunu duyanlar olmuş.

“Biz de devlet görevlileri suç işleyemez, siz suç işliyorsunuz dedik. Biz de toplantının yapılamadığına ilişkin tutanak tuttuk.

“Kaymakama bakanlığın tutanağının tahrif edilmemesi konusunda dilekçe vereceğiz, bizim kendi tutanağımızı da ekleyeceğiz.”

Gündüz’ün verdiği bilgilere göre, Antalya’nın Akseki ve İbradı ilçelerinin sınırları içerisinde yer alan Üzümdere Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’nda HES yapılması planlanıyor.

Üzümdere’deki yaban hayat sahası Avrupa’daki önemli 100 ormandan biri. 60 endemik bitkinin yanı sıra nesli tehlike altında olan onlarca kuşu barındırıyor. Ayrıca yaban keçisinin de koruma alanı.

Hediye Gündüz bu nitelikleriyle sahanın korunmasında Türkiye’nin birçok uluslararası sözleşmeye göre yükümlülük altında olduğunu da kaydetti. (YY)

Araç Yaktılar, Güvenlikçileri ve İşçileri Dövdüler

Trabzon’un Çaykara ilçesinde, hidroelektrik santralinin yapımına karşı çıkan yöre sakinleri, iş makinesini ve bir aracı yaktı, güvenlik görevlileri ile işçileri dövdü.

Kaynak: Haberler.com

Trabzon‘un Çaykara İlçesi’nde, hidroelektrik santralinin yapımına karşı çıkan yöre sakinleri, iş makinesini ve bir aracı yaktı, güvenlik görevlileri ile işçileri dövdü. Jandarma, olayla ilgili 3 kişiyi gözaltına aldı.

Karaçam Beldesi Derebaşı Hidroelektrik santralinin yol yapımında çalışan bir kepçe ve bir araç, saat 04.00 sıralarında iddiaya göre maskeli bir grup tarafından yakıldı. Yaklaşık 10 kişilik grup, aracı yaktıktan sonra şantiyede çalışan 2 güvenlikçi ile 2 işçiyi de dövdü. Olay sonrasında bölgede inceleme başlatan jandarma, 4 kişinin kimliklerini belirledi. Yakalanan 3 kişi gözaltına alındı, bir kişinin ise aranmasına başlandı. Gözaltına alınanların dövülenler tarafından teşhis edildiği bildirildi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. –

Trabzon / Çaykara

Soykırım barajına isyan et

Sertaç Kayar – Erdoğan Altan / Amed – Diha

Sulama amaçlı yapıldığı iddia edilen ancak bölgede “yıkım projesi” olarak ifade edilen Silvan Barajı’na yönelik köylüler kaygılı. Tarihi mekanları, tarım arazileri ve köyleri sular altında bırakacak baraj projesinin “güvenlik” amaçlı yapıldığı ortaya çıkarken, 1990’lı yıllarda yakılan ve “Köye Dönüş Projesi” kapsamında köylerine geri dönen yurttaşlar bu kez baraj ile ikinci kez sürgün edilmekle yüz yüze kaldı.

1996 yılında yakılarak boşaltılan LicÍ’ye bağlı Dehla ZirÍ (Çaylarbaşı) köyüne “Köye Dönüş” projesi, kapsamında geri dönen köylüler, bu kez baraj tehdidi altında. Köylerindeki Aşa Mağaraları’nın da sular altında kalacağını belirten bir başka kadın ise “Evimi eşyalarımızla birlikte yaktıklar. Eşlerimizin kanının hesabını verdiler de şimdi baraj mı yapacaklar. Canımızı aldılar, hayvanlarımızı aldılar. Kim ne derse desin ne yaparsa yapsın topraklarımızı terk etmeyeceğiz. Ölsek de terk etmeyeceğiz” diye konuştu. Köyleri yakıldığında 20 yaşındaki oğlu askerler tarafından alınarak öldürüldüğünü belirten Aynur Yolluk, “Köyümüzü yaktıklarında 20 yaşındaki oğlumu köy meydanında öldürdüler. Kadın ve erkekleri ayrı ayrı topladılar. 6 gencimizi alıp götürdüler. Baraj yapılmasını istemiyoruz. Bu topraklar için canımızı verdik. Asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Araziler su altında kalacak

Baraj suları altında kalacak Entak (Kabakaya) köyünden Nusret Kahraman ise barajla birlikte en iyi arazilerin su altında kalacağını belirterek, “Göçe zorlanacağız. Buranın dışında başka yerde yaşayamam” dedi. Nuri Senim ise “Ben de baraj yapılmasını istemiyorum. Bu yaşlı halimle nereye gideceğim. Elimizden geldiği kadarıyla izin vermeyeceğiz” dedi. Baraj suları altında kalacak olan bir diğer köy ise Matmur (Kalkanlı) Köyü. Köylülerden Mustafa Yıldız, köyün tameman sular altında kalacağını ifade ederek, “”Devlet ‘güvenlik’ adı altında köyü ve köyün çevresinin hepsini yaktı. Biz yine kendi imkanlarımızla geldik, köyü yeniden kurduk. Kamuoyu, çevre dernekleri, sivil toplum örgütleri, siyasetçi ve parlamenterlerin hepsine çağrı yapıyoruz, biz burada barajın yapılmasını istemiyoruz; göç etmek istemiyoruz. Kim ne yapabiliyorsa, bu barajın yapılmasına engel olsun” diye konuştu.

Buraları işgal edecekler

Köyün Muhtarı Mehmet Sönmez ise, barajın yapıldığı Fargin (Silvan) İlçesi’nden LicÍ ve Pasûr’a (Kulp) arasındaki üçgenin sular altında kalacağını belirterek şöyle dedi, “150’ye yakın köy ve onlara bağlı mezralar baraj suyu altında kaybolup gidecek. Bu toprağın tümü işgal edilecek. Bu topraklar yeniden işgal edilince bu insanlar göç edecekler, nereye gidecek, nasıl yapacaklarını bilmiyorum.” Baraj karşısında ne yapacaklarını bilmediklerini ifade eden Mehmet Sönmez, “Siyasetçilere, sivil toplum örgütlerine çağrı yapıyorum, köylerimiz sular altında kalmasın” dedi.

HES’çilerin Büyük Yalanı

Kaynak:CNNturk

İkizdere Vadisi’nde tansiyonu yükselten HES raporu…

Raporda gerçeği yansıtmayan bilgiler olduğunu belirten İkizdere Derneği, “Yöre halkının HES projelerine karşı takındığı tutum yumuşatılmış ve sanki kapasite artırımı talep edilen projeye karşı halk ve STK’lar tarafından karşı bir duruş sergilenmediği izlenimi verilmeye çalışılmış” denildi.

Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 22 Ekim 2010 tarihinde doğal SİT alanı ilan edilen İkizdere Vadisi’nde 1961 yılında yapılan ve daha sonra özelleştirilen İkizdere HES’in 18 megavat olan kurulu gücünün kapasite artırımı ile 78 megavata çıkarılması için çalışma başlatıldı. Bu kapsamda bir de rapor hazırlatıldı.

İKİZDERELİLER BU KAPASİTE ARTIRIMI OYUNUNA GELMEYECEKTİR”

Konuyla ilgili olarak İkizdere Derneği Yönetim Kurulu adına yapılan yazılı açıklamada, 2008 yılından bu yana hükümetin HES projelerinin önünü açması ve neredeyse gördüğü her damla suya HES yapımı için lisans vermesi ile başlayan akımın, Türkiye’nin incisi ve endemik türlerin yatağı olan İkizdere’yi de sardığı hatırlatıldı.
Enerji üretimine ilişkin politikaların desteklendiği ancak doğanın, ekosistemin, yeşilin ve geleceğin korunmasının da öncelikli koşul ve şart olduğu belirtilen açıklamada şu görüşlere yer verildi: “Tüm bu gelişmeler sonunda, mahkeme kararlarının tümü lehimize sonuçlanmış ve ülkemizin göz bebeği İkizdere bu zulümden kendini kurtarmayı başarmıştır. Bölgemizin SİT alanı ilan edilmesi ve bu kararı takiben alınan mahkeme kararları ile ilçemiz idari alanları içinde tüm projeler durdurulmuştur. Bugün gelinen noktada, İkizdere’de devlet tarafından 1961 yılında işletmeye alınan ve şu an Zorlu Enerji’nin özelleştirme sonucu satın aldığı İkizdere HES’de kapasite artırım talebi ve süreci devam etmektedir. Zorlu Enerji’nin, kamuoyunun fikirlerini almaya yönelik hazırlattığı raporda gerçeği yansıtmayan bilgiler olmasının yanı sıra ilçede yapılması planlanan HES projelerine karşı takınılan tutum da yumuşatılmış, sanki İkizdere’de Zorlu Enerji’nin işlettiği ve kapasite artırımı talep edilen projeye karşı halk ve STK’ların karşı bir duruş sergilemediği izlenimi verilmeye çalışılmıştır. İlçemizin geleceğini sahiplenen ve önemseyen, ülkemizin birçok yerinde yaşamını devam ettiren tüm İkizdereliler bu kapasite artırımı oyununa gelmeyecektir”

“İKİZDERE YENİ BİR HANÇER VURMA GİRİŞİMİNİ ASLA KABUL ETMEYECEKTİR”

Açıklamada, “İkizdere, mahkeme kararları sonucunda kazanılan haklara yeniden bir hançer vurma girişimini asla kabul etmeyecektir” denildi.

Açıklama şu sözlerle sona erdi: “İkizdere, nesiller boyunca adını turizmle, festivalle, yeşille, sağlıkla, kültürle yaşatmaya devam etmekte azimli ve kararlıdır. İkizdere’nin sakinleşen deresini yeniden coşturacak ve azdıracak yanlış uygulamalara asla başlanmaması gerektiğini, bunun ilçemize hayır getirmeyeceğini tüm enerji sektörü yetkililerinin bilmelidir. Cennet vadimize, bu yönde bir yatırımı mantıklı ve kabul edilebilir görmediğimizi, turizm, eğitim, sağlık ve hayvancılık alanlarında yapılacak yatırımları ise memnuniyetle karşılayacağımızı tüm İkizdereliler adına kamuoyumuzun bilmesini isteriz” (Cnn Türk)

‘Acil kamulaştırma’ HES’çilere yarar

Birgün Gazetesi/2012 AĞUSTOS 03

ESİN EPLİ-ANKARA

Türkiye’nin her noktasında bulunan suları tek tek satışa çıkaran AKP Hükümeti karşısında hiçbir engel istemiyor. HES karşıtı mücadelenin hukuksal ve toplamsal alanda gelişmesinden endişe duyan AKP hükümeti, sorunu kestirme yöntemlerle çözmeyi hedefliyor. Bakanlar Kurulu son olarak 18 HES inşaatı ile ilgili Enerji Piyasası Denetleme Kurulu (EPDK) ve Devlet Su İşleri’ne (DSİ) ‘acele kamulaştırma’ yetkisi verdi.

‘ACELE GİDEN ECELE GİDER’

Konuya dair görüşlerine başvurduğumuz Avukat Halis Yıldırım acele kamulaştırma uygulamalarını “Acele giden, ecele gider” diye nitelendirdi. Yıldırım süreci şu şekilde değerlendirdi: “Bakanlar Kurulu tarafından birçok HES projesi ve Termik Santral için EPDK’ye, Kentsel Dönüşüm ve Yenileme projeleri için bazı belediyelere, Baraj Tipi Hidroelektrik Santraller için ise DSİ’ye ‘acele kamulaştırma’ yetkisi verilmesiyle ilgili kararlar Resmi Gazetede yayınlandı. Bakanlar Kurulu’na ait olan yetki artık EPDK’ya da verildi. Yakın tarihte Tunceli Peri Suyu Enerji İletim Hatları ile ilgili açılan davada Danıştay tarafından Bakanlar Kurulu’nun bu kararının yürütmesi durduruldu. ‘Yürütmeyi durdurma’ kararının temel gerekçesi ise 2004 tarihli kararın Bakanlar Kurulu’nun EPDK’ye verdiği yetkinin ‘yetki devri’ niteliğinde olduğudur. Bu sebeple de Bakanlar Kurulu bu kez her proje bazında ayrı karar tahsis etmiştir.”

‘HÜKÜMET OLAĞANÜSTÜ YÖNTEMLERE SARILIYOR’

Kamulaştırma Kanunu’nun 27. Maddesindeki ‘acele kamulaştırma’ yetkisinin, yurt savunması ve olağanüstü hallerde kullanılacak bir yetki olduğuna dikkat çeken Avukat Yıldırım, “Bu haliyle savaş hukuku normu olan ‘acele kamulaştırma’ yetkisinin hali hazırda bu projeler için kullanılması mümkün değildir. Bu durum proje bazında tek tek yetki verilmesi ile yetki devri noktasındaki hukuka aykırılıkları aşmak amacıyla yapılmış olsa da olağan durumlarda savaş hukuku normunun kullanılması hali hazırda hukuka aykırıdır” diye konuştu. Avukat Halis Yıldırım AKP Hükümetinin her konuyu olağanüstü yöntemlerle çözmeyi alışkanlık haline getirdiğini belirterek, “Olağanüstü hal yetkisi olan acele kamulaştırma yetkisinin uygulanması birçok hak mahrumiyetine sebep olacaktır” dedi.

DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ

Derelerin Kardeşliği Platformu’nun Sözcüsü Ömer Şan konuya dair yaptığı açıklamada, “Yargıyı hiçe saymanın, hukuku ciddiye almamanın, yasa ve yönetmeliklerin ve hukukun üstünlüğü ilkesinin ayaklar altına alınmasının apaçık göstergesidir” dedi. Şan, aleyhlerinde hazırlanan tüm düzenlemelere karşın direnmeye devam edeceklerini belirterek, “Bu yaşam mücadelesi sürecinde açılan 120’nin üzerindeki davada 100’ün üzerinde ‘yürütmeyi durdurma ve iptal’ kararı çıkmıştır. Bu kararlarda, bu projelerin açıkça hukuka, kamu yararına, Anayasaya, yasalara, mevzuatlara ve uluslararası anlaşmalara, akla ve bilime aykırı olduğu ortaya konmaktadır! Bu kararları görmeyen, duymayan, hukukun üstünlüğü ilkesini dikkate almayan zihniyetten başka bir hareket beklemek akıl ve mantık dışı olurdu” diye konuştu.