Trakya toprakları


Özgür Gündem/Yusuf GÜRSUCU/ 05.02.2013

Mitolojide toprak ana ya da ana tanrıça Gaia’dır. Gaia aynı zamanda bütün tanrı ve titanları doğuran ilk tanrıça olduğu mitolojide yer alıyor. Mitolojik çağlardan bu yana toprak, yaşamın kaynağı olarak kabul edilmiş ve aynen su gibi baş tacı edilip kutsanarak korunmaya çalışılmıştır. Yunan mitolojisinde Trakya, vahşi bir bölge olarak nitelenip kayalık dağ zirveleri, dev meşe ağaçları ile kaplı sıra dağlar ve buzul vadiler olarak tasvir edilmiş. Günümüze kadar o tasvirden geriye kalan tek bir şey var o da toprak. Victor Hugo toprağı hepimizin annesi olarak nitelerken, kanla sulanan toprağın mahsul vermeyeceğini söylüyordu. Trakya’da toprağa yapılan en büyük saldırı ve düşmanlık toprağın sanayiye kurban edilmesi ile gerçekleşiyor. Victor Hugo’nun vurgusundaki kanın, kapitalizmin sanayi atıkları ile kontrolsüz kullanılan tarım ilaçları olduğunu düşünebiliriz. Kapitalizm için kendi ihtiyaçları doğrultusunda yok etmekten çekineceği hiçbir şey ve değer yoktur. Bölgenin birinci sınıf toprak yapısına sahip olduğu gerçeği onu hiç ilgilendirmemektedir. Çünkü sermaye ve onun iktidarının Trakya’ya biçtiği rolde tarım yoktur. Peki, ne var onu birlikte görmeye çalışalım.

Sanayinin Trakya’ya girişi

1970’lerde Çerkezköye kurulan sanayi bölgesi ile birlikte Trakya’da değişim yavaş yavaş başlamıştır. Fakat asıl yönelim 1980 sonrasında başlatılan kapitalizmin neoliberal politikalarıyla birlikte gelişip ilerledi. Çorlu, Lüleburgaz ve bölgede açılan otoyolların kenarları fabrikalarla doldu. Özellikle 1990’lardan sonra tekstil, deri, kimya vb. fabrikaların kurulumuyla birlikte yeraltı su seviyeleri hızla düşerken Ergene Nehri de bundan nasibini alıp ölü bir nehir haline geldi. 2009 yılında kurulan Trakya kalkınma ajansı ile birlikte artık Trakya’da değişim geri dönülemeyecek noktalara varmak üzere. Tüm hedefi Trakya’yı kapitalizmin hizmetine açmak olan sermayenin bu kuruluşuyla birlikte koruma bölgeleri ortadan kaldırıldı. 1999 yılında Trakya ve Namık Kemal Üniversitelerinin başladığı 1/100.000’lik Trakya çevre düzeni planları 2005 yılında bitirilmiş ve Çevre Bakanlığı tarafından kabul edilip yürürlüğe girmişti. Bu hazırlanan planlarda elde kalan tarım toprakları ile su kaynakları birçok eksiğine rağmen korunma çabası göze çarpıyordu.

İstanbul için hazırlanan (İMP) İstanbul Metropolitan Planları İstanbul dışında tüm Marmara bölgesini içine alan bir yaklaşımla Kocaeli, Yalova, Bursa, Çanakkale ve özellikle Trakya’ya yeni bir rol biçildi. İstanbul’da yer alan sanayi kuruluşlarının uygulanan teşviklerle bu bölgelere kaydırılması hedeflendi. AKP hükümetince 2005 yılında kabul edilen Trakya’nın çevre düzeni planı, Trakya Kalkınma Ajansı tarafından revize edilmesi için İMP’yi hazırlayan şirkete ihale edilerek planda yer alan koruma bölgeleri kaldırıldı.

Trakya’da bugün neler oluyor

Geçtiğimiz günlerde Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu; bölge belediyelerinin, organize sanayi müdürlüklerinin ve sanayicilerin yapması gereken arıtma tesislerinin hükümetçe yapılmasına karar verildiği ve bu yolla Ergene Nehri’nin de kurtulacağını açıklamıştı. 2012 yılı sonuna kadar tüm belediyelerin atık su arıtma tesislerini yapma zorunluluğu hükümet tarafından hazırlanan genelge ile 2010 yılında duyurulmuştu. Geçtiğimiz yıl içinde Trakya’da bulunan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ belediyesi bölge üniversitelerinin hazırladığı 1/100.000 çevre düzeni planını yok saymıştır. İMP planlarını hazırlayan şirket tarafından revize edilen 1/100.000 planlara uygun olarak 1/25000’lik planlar hazırlandı, bu belediyeler yöre halkının tüm tepkilerine rağmen planları meclislerinde onaylayarak Trakya’nın talanına ortak olmuşlardır. Sözde doğadan ve emekten yana olduğunu birçok demagojiyle birlikte ifade etmeye çalışan CHP ve onun belediyeleri AKP hükümetiyle kucaklaşarak Trakya’yı ranta kurban etmekten imtina etmeyerek gerçek yüzlerini ortaya sermişlerdir.

Ergene havzası koruma eylem planları kapsamında yapılan toplantıda konuşan Veysel Eroğlu, Ergene’yi sadece atık suların kirletmediği, katı atıklarında Ergene’yi kirlettiğinin bir gerçek olduğunu söyledi. Bölgede kurulmak istenen tehlikeli atık yakma ve enerji üretim tesislerinin yapımı için zemin hazırlığı yapıldığını sözlerinden anlayabiliyoruz. Avrupa ülkelerinin bazılarında kapatılmaya karar verilen tesislerin Türkiye’nin bazı bölgeleri ile Trakya’da kurulmak istendiğini sağır sultanlar da duydu.

Hangi veriye dayandığını genellikle açıklamayan ve aslında elinde hiçbir veri olmayan Bakan bölgede zirai ilaç kullanımının azaldığını ve tarımsal rekoltenin de arttığını söyleyebilmektedir. Bölgedeki üretici köylünün ürettiği ürünleri taban fiyat politikaları nedeniyle maliyetlerini bile karşılayamadığı şartlarda elinden çıkardığı ve hızla tarımdan uzaklaştığı gerçeği gizlenmek isteniyor. Yeni hazırladıkları yeraltı sularından su alımlarında özellikle tarımsal alan için kuyulara saat konulması işlemi tüm Türkiye’de olduğu gibi üretici köylülüğün tarım dışına itilmesinin önemli adımlarından biridir. Sözde “suları koruyacağız” diye attıkları her adımda sular sermayenin eline terk edilmesinin zemini yaratılıyor. Trakya’da üretici köylülüğün tarımdan uzaklaştırılmasının temel nedeni bölgeye biçilen rolle bire bir ilintilidir. Bölge, tarımın yapılamaz hale getirilmesiyle sanayi ve enerji yatırımlarına terk edilmek isteniyor.

Trakya’yı bekleyen tehlikeler

Öncelikle bölgede kurulan ve kurulmak istenen çimento fabrikaları, termik ve nükleer santraller, tehlikeli atık yakarak enerji üretim tesisleri, yeni oluşturulması kararlaştırılan organize sanayi bölgeleri ve limanlar Trakya’nın tarım topraklarını yok edecek önemli girişimler ve adımlardır. Bakan Ergene’yi kurtaracaklarından söz ediyor. Bu biçimiyle kurtarılmış Ergene bizim muradımız olamaz. Arıtma tesislerinden çıkan suyla ne tarım yapılabilir ne de o suda canlıların yaşaması mümkün değildir. Asıl sorun milyonlarca yılda oluşmuş bölgenin değerli topraklarının neye rağmen ve niçin feda edildiğidir.   İçinde bazı ağır metallerin çökertilmesi veya kimyasallarla çözülmesini sağlayarak Ergene nehri yaşatılamaz.

Yok olan yaşamlar

Trakya İğneada’da bulunan Longos (subasar) ormanları Avrupa’nın ikinci Türkiye’nin ise en büyüğüdür. Erikli, Mert ve Saka gölleri adında 3 adet Longos alanı ile binlerce yılda oluşmuş, yaşaması ve bu nedenle korunması için her önlemin alınması gereken çok değerli ekosistemlerden biridir. Longos ormanının varlık nedeni ise sudur. Bulgaristan sınırında bulunan Zerve dersinden başlayan İSKİ su boru hattı Longos ormanlarının içinden geçmektedir. Hiçbir şey için, hele enerji veya sanayi için bu ormanlar yok edilemez. Kıyısında kurulmak istenen nükleer santral ve liman ile ciddi tehdit altına giren Longosların sularını çalmak ve kirletmek doğal yaşama yapılan en aşağılık saldırılardan biri olacaktır.

Trakya Lüleburgaz’da HDK (Halkların Demokratik Kongresi) tarafından 10 Şubat 2013 günü Ekoloji Forumu düzenleniyor. Bu forum bölgede yaşanan tüm gerçekleri görünür kılmada bir milad, sermaye ve onun payandalarına karşı yürütülecek mücadele için atılmış en önemli adımlardan biri olacaktır.

Speak Your Mind

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.