HES ŞANTİYESİNE BASKIN

ercis-hes-santiyesine-baskin-340x297

VAN

24.08.2014 14:59:39

Zilan deresinde yapımı devam eden HES şantiyesi, HPG’li olduğu iddia edilen bir grup tarafından ateşe verildi.

Van’ın Erciş ilçesindeki Zilan deresinde halkın tepkisine rağmen yapımı devam eden HES inşaatında çalışanların kaldığı şantiye dün gece saatlerinde HPG gerillaları olduğu ileri sürülen bir grup tarafından ateşe verildi.

Konteynerler ve çeşitli ekipmanlar ateşe verilirken, daha önce de HPG üyeleri aynı şantiyede iş araçlarını yakarak, iki işçiyi alıkoymuştu.

Sivil toplum kuruluşları ve DBP yöneticilerinin arabuluculuğu sonucu işçiler Zilan’da HES şantiyesinin devam etmemesi şartı ile serbest bırakılmıştı.

DİYARBAKIR’DA DİCLE NEHRİ ÜZERİNDE KURULMASI PLANLANAN ÜÇ YENİ HES PROTESTO EDİLDİ

etha-20131119-amed-doga-02_display

Türkiye’nin baraj ve hidro enerji politikası yeni tepkiler doğurmaya devam ediyor. Bu tepkilerin sonuncusu dün Diyarbakır’da yapılan kitlesel protesto gösterisiydi.

Dağkapı meydanında toplanan yüzlerce kişi, hem Dicle nehri üzerinde yapımı planlanan üç yeni hidro-enerji santrali ve baraj gölünü, hem de genel olarak Türkiye’nin baraj politikasını protesto ettiler. Göstericiler, yapımı hala devam eden Ilısu barajının durdurulması gerekirken, bunun yerine Kürdistan’da yeni barajlar inşa etmenin bir tür “kültürel soykırım” olduğunu söyleyerek, Türkiye hükümetini bu tavrından dolayı şiddetle kınadılar. Göstericiler, doğaya ve insanlara zarar veren bütün baraj ve HES projelerinin durdurulmasını da talep ettiler.

Bilindiği gibi Dicle nehri üzerinde yapımı sürdürülen Ilısu nehri hem Türkiye hem de Irak’ta yaşayan Kürtlerin tepkisini çekerken, aşağı akım bölgede yaşayan Arapların da yaşam alanlarını tehdit ediyor. Bu nedenle bölgede yaşayan insanlar protestolar yoluyla tepkilerini ifade ederken, Türkiye hükümetinin baraj ve HES politikası henüz değişmiş değil. Bölgede yaşayan insanların önemli bir kısmı, Türkiye’nin uyguladığı baraj ve HES politikasının sadece enerjiyle alakalı olmadığını, bundan daha fazla Irak’taki Kürt bölgesini kontrol etme arzusundan kaynaklandığına inanıyor.

Dicle nehri üzerinde yapımı planlanan üç yeni hidro-elektrik santrali ve baraj gölü, iki hafta önce Diyarbakır’da yapılan Ekopotamya Network konferansında da eleştirilmiş ve Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den konferansa katılan üyeler, bu barajlara karşı olduklarını deklare etmiş ve bu projelerin iptal edilmesi gerektiğini belirtmişlerdi.

Amedliler HES’e karşı yürüdü

 etha-20131119-amed-doga-04_display

Haber: ANF Haber

Mezopotamya Ekoloji Hareketi ve BDP Diyarbakır İl Örgütü, Dicle Nehri üzerinde bulunan Hevsel bahçesine yapılması planlanan HES’e karşı “Hes êdî bes” sloganıyla yürüyüş düzenledi. Yürüyüşte konuşan BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, Dicle nehrinin tarih boyunca özgür aktığını belirterek, sonuna kadar özgür akan Dicle’yi yaşatacaklarını söyledi.

Mezopotamya Ekoloji Hareketi ve BDP, Dicle Nehri çevresinde HES projesi yapılacağı gerekçesiyle projeyi protesto etmek için yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe BDP Genel Başkan Yardımcısı ve Muş Milletvekili Demir Çelik, ilçe belediye başkanları, partililerle birlikte yaklaşık 400 kişi katıldı. Dağkapı Meydanı’nda toplanan protestocular 500 metre uzaklıktaki Diyarbakır Surları’nın olduğu bölgeye yürürken, Türkçe ve Kürtçe, ‘Kürdistan’da doğa ve kültürel soykırıma geçit vermeyeceğiz’, ‘Tarihimize, kültürümüze doğamıza sahip çıkıyoruz’ yazılı dövizler taşıdı.

BDP Milletvekili Demir Çelik, Dicle Nehri’nin milyarlarca yıllık geçmişe sahip olduğunu belirterek, şöyle konuştu : “Milyarlarca yıldır Dicle Nehri özgür akmıştır, özgür akarken, insanlığı da, doğayı da, çevreyi de besleyerek akmıştır, öyle de akacak. Mezopotamya coğrafyasına hayat, can, kan vermiştir. Bize düşen bu hayatı sonuna kadar, sonsuza kadar yaşatmaktır, dirilmektir.”

Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın, Amed’de ‘Kürdistan’ sözünü kullandığını hatırlatan Çelik, bu nedenle sevindiklerini anlatırken şöyle devam etti: ”Sayın Başbakan’ın telaffuz ettiği ‘Kürdistan’; Selçuklu’dan, Sultan Sancar’dan beri Kürdistan’dır. Hatta Türkler, Mezopotamya’ya, Anadolu’ya gelmeden, hatta Afrika’da, Avrupa’da, Amerika’da yaşam yokken Kürdistan’da yaşam vardı, yaşam olacaktır. Biz Kürt ulusal ittifakında, Kürdistan halklarıyla kendi öz yönetimimizle Rojava’da yaptığımız gibi öz gücümüze dayalı olarak gerçekleştireceğiz. Size rağmen kendimizi de, kentimizi de yöneteceğiz.”

- See more at: http://www.firathaberajansi.org/haber/69993/amedliler-hes-e-karsi-yurudu#sthash.CCyfGWho.dpuf

DİCLE NEHRİ İLE HEVSEL’DEKİ TALANA KARŞI YÜRÜYORUZ !

hevsel_bahceleri90a49328997b9704
Dicle Nehrinin Satılmasına, Hevselin Yapılaşmaya açılmasına ve HES’ lere İzin Vermeyeceğiz!
Kültürel öneme sahip Amed Kalesi ve Hevsel Bahçeleri’nin UNESCO Dünya Mirası listesine girmesi için 2012 yılından beri çaba sarfeden Amed halkının emeklerini ve tarihini yok etmek için kolları sıvayan DSİ ve Çevre Şehircilik Bakanlığı Dicle Vadisi’ni “Yapı Rezerv Alanı” olarak ilan etmesiyle beraber tarihi Hevsel bahçeleri; Dicle Nehri üzerine kurulacak üç Hidroelektrik santral (HES) projelerinin hayata geçmesiyle sular altına gömülerek tamamen yok edilmek isteniyor.
HES lerin Yapımı, Vadinin talanı ve yok edilmesi için birçok şirket başvuru yapmış, Amed’ in 5 bin yıllık geçmişe sahip hevsel bahçeleri ve Dicle vadisini yok etmesi için gerekli izinler DSİ tarafından ihalesi yapılarak verilmiştir. Dicle Vadisi’ndeki HES’lerden biri Hantepe Köyü civarında, diğeri Bismil, üçüncüsü ise yeni ulaşıma açılan Bağıvar Köprüsü civarında yapılacak. Bağıvar Köprüsü civarında yapılacak olan HES’in biriktirdiği suların tarihi On Gözlü Köprü’ye kadar şişmesi de bekleniyor.
HES Projelerinin sonuçlandırılmasıyla birlikte Dicle nehri 20 yıl içinde tamamen yok olacaktır. Bu 3 HES projesi Amed halkına da Amed e de hiçbir yarar sağlamayacak sadece bir şirketin ceplerini doldurmaktan öteye gitmeyecektir.
Amed e yatırım yapmak ve Enerji üretmekse niyetiniz, Güneşlenme açısından birinci olan Amed’in Güneşine yatırım yapın, doğa katili ve binlerce yıllık tarihimizi yok edecek HES Projelerine değil.

Onurlu Amed halkını yani sizleri bir kez daha tarihimize, kültürümüze yani yaşam alanlarımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.

· Kürdistan doğası, Dicle Vadisi Sahipsiz Değildir.

· Dicle nin Yakarışını Duyduk, Satılmasına İzin Vermeyeceğiz.

· Hevsel ve Dicle Vadisi Amed Halkınındır Sahip Çıkacağız.

· Tüm canlıların yaşam hakkı olan Dicle, Bir şirketin malı değildir.

· Amed’in damarlarında dolaşan Dicle Bizimdir.

Yürüyüş Güzergâhı: Dağkapı Meydanından Dicle Nehri köprüsüne
Yürüyüş Tarihi: 19 Kasım Salı
Yürüyüş Saati:13.00
Mezopotamya Ekoloji Hareketi

Damokrasinin gölgesinde

imagesOkuduğunuz başlıkta herhangi bir yazım yanlışı yok. Yanlış olan, yaşam kaynağı sularımızın her geçen gün artan sayıda baraj ve Hidro Elektrik Santral (HES) tarafından kelepçelenip boğuluyor oluşu. Ne de olsa Türkiye’nin 2013 hedefleri arasında hidrolik potansiyelin yüzde yüz kullanımı var. Böyle bir hedef gerçekleşirse akan su diye birşey kalmayacak. [Read more...]

Pülümür Barajı ve HES Projesi sonlandırıldı

7992-pulumur-baraji-ve-hes-te-sona-gelindiFıratnwews/İSTANBUL08.02.2013

Dersim’de Pülümür Vadisi üzerinde yapılmak istenen Pülümür Barajı ve HES projesi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından sonlandırıldı.

Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı, Dersim’de Pülümür Vadisi üzerinde yapılmak İstenen Pülümür Barajı ve HES Projesi’ni durdurdu. Barajın durdurulmasına gerekçe olarak ise, “Söz konusu faaliyet için ‘ÇED Raporu Özel Formatı’nda istenilmiş olan ekosistem değerlendirme raporu ile ilgili olarak Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nden revize yapılması istenmiş, bu revizyonun yapılmamış olması nedeni ile ilgili kurum tarafından ÇED raporuna görüş bildirilmemiştir. Söz konusu hazırlanan ÇED raporunda ‘baraj alanı ve rezervuarının tümünün 02/12/2012 tarihinde onaylanan 1/100000 ölçekli çevre düzeni planında ekolojik öneme sahip alan olarak işaretlenmiş olup, bu kapsamda doğal sürdürülebilirlik açısından içinde ekolojik açıdan öneme sahip varlıklar bulunduğundan ve korunması amacı ile yapılaşma ve ekonomik faaliyetlerinin yapılamayacağı” gösterildi. [Read more...]

Geleceğimizi sattırmayacağız

ANKARA/Özgür Gündem

27.01.2013

Nehirleri, dere ve ırmakları HES’çi şirketlere peşkeş çeken AKP hükümeti hazırladığı “Su Kanun Tasarısı” ile Türkiye’nin sahip olduğu su kaynaklarının yağmalanmasının önünü açıyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın hazırladığı “Su Kanunu Tasarısı” ile Türkiye’nin sahip olduğu su kaynakları özel şirketlere satılacak.

Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Bakanlık bünyesinde oluşturulan Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan “Su Kanunu Tasarısı” konusunda kamuoyunu uyardı. Kanun tasarı ile Türkiye’de su konusunda yetkiler tek elde toplanacak. Türkiye’nin bütün su kaynakları Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlanacak. Bakanlıkça sivil toplum örgütleri ve meslek odalarına gönderilen tasarıya yönelik eleştiriler gelmeye başladı. TMMOB, Bakanlığa ilettiği “Su Kanunu Tasarısı”na ilişkin görüşünü kamuoyuyla paylaştı.

Kaynaklar özelleştirilecek

Bakanlığın hazırladığı tasarının su için temel bir kanun değil, “su tahsis kanunu” olduğunu belirten TMMOB, şu görüşlere yer verdi: Su Kanunu Tasarısı, ekosistemin sürdürülebilirliğini, suyun kendini yenileyebilme kapasitesini göz ardı eden, suyu toprağın bütünleyici parçası olarak görmeyen; orman içi sular, akarsular, içme suyu kaynakları, jeotermal sular gibi hiçbir ayrım gözetmeden; tarımsal kullanım, içme suyu gibi farklı amaçları göz önüne almayan ve su kullanım haklarını ihlal ederek hiçbir koşul gözetmeksizin su kaynaklarının tahsisi için özelleşmesi temeline dayanan ülke su politikaları doğrultusunda ortaya konan bir belge olarak düzenlenmiştir. Devlet kendi suları üzerindeki kendi haklarından vazgeçmektedir.

Tek sorumlu bakanlık

Tasarının, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki, ülkenin topluma ait  tüm su kaynaklarının en kısa yoldan özel şirketlere devrini düzenleyen bir kanun tasarısı olduğu kaydeden TMMOB, metinde şu ifadelere yer verdi: Kanun temel olarak ‘su tahsisi’ne odaklanmış, diğer tüm düzenlemelerin tamamına yakını ‘tahsisi’ diğer bir ifade ile satışı kolaylaştırmak üzere; kıt bir kaynak olan su kaynaklarının arzı, kullanımı, dağıtımı ve kontrolü  düzenlenmiştir. Suyun kullanımlar arasındaki tahsisinde sadece verimlilik standardı ölçüt olarak kabul edilmiştir. Suyun yönetiminde ve bu konudaki görev için ‘Bakanlık yapar ya da yaptırır’ ifadesi birikim ve alt yapı bakımından belirsizdir.”

Köylülerden HES’e karşı dere nöbeti!

ARTVİN

Özgür Gündem: 20.01.2013

Artvin’in Arhavi ilçesindeki Kamilet Vadisinde yapımı planlanan HES’e karşı Arhavi halkı direnişe geçti. HES’lere karşı direnen köylülere Derelerin Kardeşliği Platformu (DEKAP) ile Fındıklı Derelerini Koruma Platformu da destek verdi. Dünyaca tanınan Mençura Şelalesinin de bulunduğu vadi üzerinde Eyner Enerji şirketi tarafından yapımı planlanan Taşlıkaya HES projesi için firmanın bölgede çalışma yapacağının duyurulması üzerine HES’e karşı tepkili olan yöre halkı çalışmaları protesto etmek için sabah erken saatlerde Arhavi’nin Kamilet Vadisinde toplandı.

Köylülere engel

Çalışmaları protesto eden halkın karşısına çevik kuvvet ve jandarma ekipleri çıkınca kısa süreli gerginlik yaşandı. Güvenlik barikatını aşamayan köylüler ateş yakarak olay yerinde beklemeye başladı. Köylüleri sakinleştirmek için olay yerine gelen Arhavi Kaymakamı Bülent Bayraktar da “Dereler özgürdür, özgür akacak” ve “HES yapma boşuna yıkacağız başına” sloganları eşliğinde alkış ve ıslıkla köylülerce protesto edildi. Köylülerle görüşen Kaymakam Bayraktar, “Burada yapılan bir inşaat faaliyeti yok. Sadece bir sondaj çalışması var” diyerek açıklama yapmak istedi. Ancak bunun HES çalışmasının bir parçası olduğunu öne süren köylüler Kaymakam’a tepkilerini sürdürerek konuşmasına izin vermedi.

Vadi geleceğimizdir

Arhavi Turizm Derneği Yöneticisi Cengiz Mahmutoğlu, burada bir basın açıklaması yaptı. 36 kilometre boyunca uzanan vadinin önemli bir turizm potansiyeline sahip olduğunu belirten Mahmutoğlu, Mençuna şelalesinin 1895 yılında keşfedildiğini anımsatarak, gözyaşları arasında sürdürdüğü açıklamasında şöyle konuştu: “Biz Mençuna şelalesini 27 yıldır ancak tanıtabildik. Bu sürede tanıttığımız Mençuna şelalesini şimdi vadide kurulacak olan HES’lere mahkum edemeyiz.”

Dere nöbetindeyiz

Daha sonra HES çalışmalarının durdurulması için yöre halkı tarafından imza kampanyası başlatılırken, ortak mücadele kararı alınarak vadide nöbet tutulmaya başlandı. Arhavili köylülerin HES karşıtı mücadelesine destek veren DEKAP ve Fındıklı Derelerini Koruma Platformu adına yapılan ortak açıklamada ise, bu saldırıların karşısında dayanışma ve dirençle mücadeleye devam edileceği vurgulandı.

Dersim’e müjde! Baraj yapılmayacak

Tunceli’de halkın şikayeti ile açılan davada Ankara 8′inci İdare Mahkemesi, Munzur Vadisi’nde yapılması planlanan Bozkaya HES projesinin iptaline karar verdi.

 

21/01/2013, Radikal

Munzur Vadisi üzerinde yapılması planlanan Bozkaya Hidro Elektrik Santrali’nin, bölgenin ekolojik dengesini bozacağını ve ÇED kararı alınmadan projenin hazırlandığı gerekçesiyle karşı çıkan ve projenin iptali için 22 kişinin avukatları aracılığı ile açtığı dava sonuçlandı. Daha önce yürütmenin durdurulması kararını veren Ankara 8’inci İdare Mahkemesi davanın sonunda projenin iptaline karar verdi.

Avukat Özgür Ulaş Kaplan, mahkemenin verdiği bu kararla halkın barajlara karşı önemli bir zafer kazandığını söyledi. Kaplan, başvuruları ve açtıkları davalar üzerine Munzur Vadisi’ndeki 3 ayrı baraj projesinin iptali için mahkeme yürütmenin durdurulması kararı verildiğini hatırlattı. Kaplan, şöyle dedi:

“Bozkaya HES için açtığımız davada mahkeme davayı esastan görüşerek çok önemli olan ve diğer barajlar için emsal olacak karar verdi. 13 Aralık 2013 günü Ankara 8’inci İdare Mahkemesi, Bozkaya Barajı ve HES projesinin hazırlanmasında ÇED onayı alınmadığı ve baraj projesinin hukuka aykırı olduğunu tespit ederek lehimize karar vererek Bozkaya HES projesini tümden iptal etmiştir.”
Avukat Kaplan, Munzur ve Pülümür Vadisi’nde birçok baraj projesinin ÇED onayı alınmadan hazırlandığını ve baraj yapılmasına karar verildiğini savunurken şöyle konuştu:

“Bu baraj projelerinin de iptal edilmesini bekliyoruz. Bozkaya HES için alınan karar kesinlikle emsal bir karar olacaktır. Dersim’in kutsal mekanlarının bulunduğu ve Türkiye’nin en güzel vadilerinden olan birçok endamik bitki örtüsü bulunan Munzur ve Pülümür vadilerine baraj yapımlarının durdurulması Dersimliler için çok önemli bir karardır. Bizler vadilerimizin doğal haliyle kalması için hukuk mücadelemizi sonuna kadar sürdürmeye kesinlikle kararlıyız.”

Tunceli’deki baraj projelerinin çoğunlukla 1993 yılından önce hazırlandığı için o dönem baraj ve HES projeleri için ÇED onayı alınmasına gerek duyulmadığını söyleyen Avukat Özgür Ulaş Kaplan, “Mahkeme bunun hukuka uygun olmadığını günümüz kanunlarının geçerliği olduğunu belirti” diye konuştu. (DHA)

Su Kanunu Tasarısı neyi hedefliyor?

 

Yusuf Gürsucu / HDK Ekoloji Komisyonu Üyesi

Güncellenme : 04.12.2012 09:37

Hükümetçe hazırlanan Su Kanun Tasarısı’nda suların sürdürülebilir biçimde korunması ve azami kullanımının hedeflendiği açıkça ifade ediliyor. Bu yasanın AB Su Çerçeve Direktifi’ne uygun hazırlandığını ve bu çerçeve nedeniyle bir zorunluluk olduğunu biliyoruz. Su Çerçeve Direktifi, AB’de 2000 yılında kabul edilmiş ve 2006 yılında yürürlüğe girmişti. AB Su Çerçeve Direktifi’nde ve hazırlanan Su Kanunu Tasarısı’nda suyun sürdürülebilir biçimde korunması yaklaşımı, suyun doğal varlığını tüm ekosistem için değil, kapitalizmin ihtiyaçlarını yani aşırı tüketim ve aşırı üretim politikalarına devam edebilmenin kaygısı içinde ele alındığını görebiliyoruz. AB Su Çerçeve Direktifi’nin en önemli yaklaşımı “kirleten öder” ile “kullanan öder” yaklaşımıdır. Su Kanun Tasarısı’nın temel hedefi, yakın gelecekte yaşanması muhtemel su kıtlığı gibi sorunlara karşı suyun kontrol altına alınarak ve tamamen metalaştırılıp ticari değeri yükseltilerek, kapitalizmin birikim sürecinde sermayenin en önemli “yaşamsal” kaynağı olarak görülmesidir.

Havza planlaması!

Hazırlanan yasa tasarısında havza planlamalarına geçileceği önemli bir vurgu olarak yer alıyor. Havza planlamaları bir yönetim planı dâhilinde Kamu+Şirket+STK’larca oluşturulmaktadır. Bu oluşum biçimi AB Su Çerçeve Direktifi’nde de açıkça belirtilmektedir. Yıllardır Türkiye’nin bazı göl ve su havzalarında bu yönetim planları yapılmaktadır. Daha önceleri Çevre ve Orman Bakanlığı’nın kontrolünde, şimdi ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın uhdesinde planlamalar devam etmektedir. Bu yönetim planlarında yer alan ve STK olarak adlandırılan kurumlar içinde Sanayi ve Ticaret Odaları vb. yapılar, kamu adı verilen valilik, özel idareler, kaymakamlık, muhtarlıklar, ilgili bakanlıklarının yerel müdürlükleri ile AB ve diğer kapitalizmin kurumlarının sunduğu proje işleri ile nemalanmakta olan bazı dernekler bu yapıların içinde bulunmaktadır. Bu yönetim planlarında bazı yaşamsal olmayan kararlar çoğunluk esasına göre alınmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşları burada en büyük kütleyi oluşturmaktadır. Bu nedenle bu kurullardan hükümetin ya da sermayenin istemediği ya da onaylamadığı hiçbir kararın çıkma ihtimali yoktur. Ulusal veya uluslararası düzeyde projeler yapan derneklerin bu planlardaki varlığı ise sadece yaptıkları proje içeriği ile sınırlıdır. Bu tip dernekler metalaştırılan ve sermayenin kullanımına açılan bölgelerde yaşanan gerçeklerin görülmesini örtmeye yönelik işlevden öte bir anlamları yoktur. Örneğin Bafa Gölü yönetim planları ile sözde yıllardır korunmaktadır. Ancak yakın geçmişte basına yansıyan haberlerde gölün artık ölü bir göl olduğu işlenmektedir.

Havza planları ile ne amaçlanmaktadır!

Havza planlamalarının bir tek ve gerçek hedefi vardır o da; sermayenin yani kapitalizmin ihtiyaç duyacağı “kaynakları” korumak ve kontrol altına almaktır. Bu korumanın da doğal yaşam içinde insan ve diğer canlıların bölgeyi kullanmalarının önüne geçerek, halka yasak bölgeler oluşturup doğal yaşamın kaynaklarını sermaye için korumaktan başkaca hiçbir hedefleri yoktur. Korur gibi yaptıkları alanın sermaye tarafından sonuna kadar sömürülmesinden gayrı bir amaç taşımazlar. Yasada süsleyerek sundukları ve suyu korur gibi yaptıklarına aldanmamalıyız. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” deyişi sanki tam da bu durumlar için söylenmiştir. “Su akar Türk bakar” sözünü “Su akar Türk yapar” biçiminde değiştirildiğini söyleyen bir su bakanlığının amacının ne olabileceğini anlamamız hiç de zor değil. Bakanlığın ve hükümetin uygulamalarını görüpte, yasanın hangi amaçla hazırlandığını anlamamak ancak aymazlık olabilir. 11-12 Ekim tarihinde Ankara’da barajlar kongresi düzenlendi. Kongreyi düzenleyenler Kamu+Şirket+STK üçlüsüdür. STK diye adlandırılan ve TMMOB’un karşısında büyütülmeye çalışılan TMMMB (Türk Müşavir, Mühendis ve Mimarlar Birliği)’dir. Kongre başlıkları ise, “Barajlar Tasarım Kriterleri”. Orman ve Su işleri Bakanlığı ve onlarca şirket bu organizasyonda yer almıştı. Neler konuşmuş olabileceklerini pek merak etmiyoruz doğrusu. Hükümetin ve sermayenin yönelimi neyse burada da aynı biçimde sunumlar gerçekleştiği kesin. HES’lere karşı çıkanları vatan haini olarak niteleyen ve bu insanlar için ihtisas mahkemelerinin kurulmasını öneren TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) Yönetim Kurulu üyesi Şükrü Koçoğlu ve diğer koçların neler konuşabileceğini az çok tahmin edebiliyoruz.

Su Kanunu Taslağı’ndan bazı örnekler

Su yönetiminde nihai kararı “Su Yönetimi Yüksek Kurulu”nun vereceği vurgulanıyor. Bu kurul sadece bakanlıklardan oluşacağı da yasa tasarısında yer almakta, havza planlamaları kapsamında yönetim planlarında yer alan kurum ve kuruluşlar (Kamu+Şirket+STK) su tahsisine karışamayacağı, tahsisin sadece DSİ tarafından yapılacağı, tasarıda ticari amaçla herhangi bir dere, kaynak vb. yerlerde izinsiz su kullanımı halinde 50.000 TL cezai müeyyide konmuş. Bu cezai müeyyide ile tarlasının yanından geçen dereden, geçimlik tarım amacıyla su kullanımının da yasaklandığını görebiliyoruz. Ücretlendirme, her türlü su ve atık su hizmetlerinde tam maliyet esasına göre düzenleneceği yazılmış. Suyun tam maliyeti nedir?

Gerekli hallerde yetkili idarelerce destek sağlanabileceği ve bu desteğin Su Yönetimi Yüksek Kurulu tarafından sağlanacağı ne demektir? Halka su en yüksek fiyattan satılırken sanayiye teşvikler kapsamında su bedavamı verilecek?

Geçimlik tarım yapan çiftçiye tam maliyet nasıl yansıyacak? Havza yönetim planları bakanlık tarafından hazırlanacağı ya da şirketlere ihale yoluyla hazırlatılacağı yasa tasarısında yer almaktadır. Yasa tasarısının 5-1’de suyun kullanımında öncelik sıralaması yapılmış. 5-2’de de öncelik sırasında birden çok amaçla kullanımı halinde önceliklerin değişebileceği vurgulanmış. 5-1’in Ç bendinde enerji ve sanayi suyu ihtiyaçları ile A bendinde öncelik, içme ve kullanma amaçlı suya verilmiş.

HES ve benzeri işler için şirketlere 49 yıllığına kullanım hakkı devirleri yapılırken şirketlerin bu anlamda suyun kullanımında önceliği alacağı zorlama bir düşünce olamaz. Ordu ilinde HES yapan bir şirketin ilin içme ve kullanma suyunu artık biz karşılayacağız türü reklâmasyonları ile Abdulkadir Konukoğlu’nun Başbakanla yaptığı HES açılış konuşmasında dediği gibi “akarsuları şehirlere taşıyacağız” sözü, su kullanım önceliğinin şirketlere verileceğini görmemize yetiyor.

Madde 17 (1)’de, su tahsisi yapılan alanda özel mülkiyet var ise ve tahsis sahibi ile arazi sahibi aralarında anlaşamamaları halinde tahsis sahibi kamulaştırma isteyebilir. Kamulaştırma için “kamu yararı” kararı alınır ve arazi kamulaştırılarak tahsis sahibine tahsis edilir.

Sermaye için her yol var, yoksa da bulunur yaratılır. Halkın mülkiyet hakkı, aynen kentsel dönüşümde yaşananlar gibi sermaye karşısında bir hiçtir.

Kanun tasarısı ile sözde sularımızı koruyacağız diyerek sunulan ve bazılarının da ne güzel deyip peşine düştüğü yasanın amacını anlamak için kâhin olmaya hiç gerek yok. Her şey sermayenin ihtiyaçları ve hedeflerine göre dizayn ediliyor. Bu saldırı yasalarına karşı sularımızı ve doğal alanlarımızı koruyabilecek yegâne güç emekçi halklarımızdır.