DİCLE NEHRİ İLE HEVSEL’DEKİ TALANA KARŞI YÜRÜYORUZ !

hevsel_bahceleri90a49328997b9704
Dicle Nehrinin Satılmasına, Hevselin Yapılaşmaya açılmasına ve HES’ lere İzin Vermeyeceğiz!
Kültürel öneme sahip Amed Kalesi ve Hevsel Bahçeleri’nin UNESCO Dünya Mirası listesine girmesi için 2012 yılından beri çaba sarfeden Amed halkının emeklerini ve tarihini yok etmek için kolları sıvayan DSİ ve Çevre Şehircilik Bakanlığı Dicle Vadisi’ni “Yapı Rezerv Alanı” olarak ilan etmesiyle beraber tarihi Hevsel bahçeleri; Dicle Nehri üzerine kurulacak üç Hidroelektrik santral (HES) projelerinin hayata geçmesiyle sular altına gömülerek tamamen yok edilmek isteniyor.
HES lerin Yapımı, Vadinin talanı ve yok edilmesi için birçok şirket başvuru yapmış, Amed’ in 5 bin yıllık geçmişe sahip hevsel bahçeleri ve Dicle vadisini yok etmesi için gerekli izinler DSİ tarafından ihalesi yapılarak verilmiştir. Dicle Vadisi’ndeki HES’lerden biri Hantepe Köyü civarında, diğeri Bismil, üçüncüsü ise yeni ulaşıma açılan Bağıvar Köprüsü civarında yapılacak. Bağıvar Köprüsü civarında yapılacak olan HES’in biriktirdiği suların tarihi On Gözlü Köprü’ye kadar şişmesi de bekleniyor.
HES Projelerinin sonuçlandırılmasıyla birlikte Dicle nehri 20 yıl içinde tamamen yok olacaktır. Bu 3 HES projesi Amed halkına da Amed e de hiçbir yarar sağlamayacak sadece bir şirketin ceplerini doldurmaktan öteye gitmeyecektir.
Amed e yatırım yapmak ve Enerji üretmekse niyetiniz, Güneşlenme açısından birinci olan Amed’in Güneşine yatırım yapın, doğa katili ve binlerce yıllık tarihimizi yok edecek HES Projelerine değil.

Onurlu Amed halkını yani sizleri bir kez daha tarihimize, kültürümüze yani yaşam alanlarımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.

· Kürdistan doğası, Dicle Vadisi Sahipsiz Değildir.

· Dicle nin Yakarışını Duyduk, Satılmasına İzin Vermeyeceğiz.

· Hevsel ve Dicle Vadisi Amed Halkınındır Sahip Çıkacağız.

· Tüm canlıların yaşam hakkı olan Dicle, Bir şirketin malı değildir.

· Amed’in damarlarında dolaşan Dicle Bizimdir.

Yürüyüş Güzergâhı: Dağkapı Meydanından Dicle Nehri köprüsüne
Yürüyüş Tarihi: 19 Kasım Salı
Yürüyüş Saati:13.00
Mezopotamya Ekoloji Hareketi

Danıştay durdurdu, hükümet devam ediyor

Hasankeyfliler Danıştay’ın “Ilısu Barajı yapımını durdurma” kararı vermesine rağmen, hükümetin baraj projesine devam ettiğini söyleyerek, “Baraj yapımı durana kadar mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı önünde, gerçekleşen eylemde Hasankeyf’lilere, Doğa Derneği ve TBMMO Peyzaj Mimarları Odası da destek verdi. Hasankeyf’liler “Ilısu mühürlensin, Hasankeyf yok olmasın” yazılı pankartı ve “Hasankeyf’e sadakat” dövizleri taşıdı. Hasankeyf’de yaşayan Emin Bulut, Dicle’nin medeniyetin çıkış noktası ve Hasankeyf’in de tarih demek olduğunu söyledi. Yine Hasankeyflilerden Fatma Yılmaz da, atalarının yaşadığı yerlerde kendilerinin de yaşamak istediğini belirtti.

DANIŞTAY KARARI HİÇE SAYILIYOR

Doğa Derneği Genel Müdürü Engin Yılmaz da, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) barajın inşaatına devam ettiğini, DSİ’nin Danıştay’ın kararını hiçe saydığını ifade etti. Yılmaz “Hasankeyf UNESCO Dünya Mirası ilan edilerek koruma altına alınmalı” dedi.
Peyzaj Mimarları Odası Genel Sekreteri Redife Koçak, DSİ’nin baraj işaatına devam etmesine göz yuman  Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nı göreve çağırdı. Koçak,  Danıştay kararının uygulanması için dava açtıklarını, eğer uygulanmazsa önümüzdeki süreçte yeni davalar açacaklarını söyledi. Yılmaz, emek ve demokrasi güçlerini mücadelerine destek olmaya çağırdı. (Ankara\EVRENSEL)

Su hakkı anayasal güvenceye alınsın!

Su hakkı anayasal güvenceye alınsın!

Dr.İlhan Akgün/Özgür Gündem Gazetesi

Su Hakkı Kampanyası (SHK), 17 Ekim 2012 tarihinde tüm dünyada artan bir sıklıklıkla dile getirilmekte olan suya erişim hakkının Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yer alması için önemli bir adım attı. “Su Hakkı Anayasal Güvence Altına Alınsın!” sloganı ile yola çıkan SHK, su hakkının tanınması için bir imza kampanyası başlattı (siz de imza.suhakki.org adresine tıklayıp isminizi ekleyebilirsiniz). Kampanya 17 Ekim’de İstanbul’da gerçekleştirilen bir basın toplantısı ile başladı. Aralarında Müjde Ar ve Lale Mansur gibi sanatçıların da bulunduğu ilk yüz imzacı arasında bulunan CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, İstanbul Eski Milletvekili Ufuk Uras, Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Cengiz Aktar, İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu ve Küresel Eylem Grubu aktivisti Şenol Karakaş bu basın toplantısının konuşmacılarıydı.

Su hakkı yaşam hakkı demek

Su Hakkı Kampanyası’ndan Nuran Yüce’nin moderatörlüğünde yapılan basın toplantısında kampanyanın yeni olmasına karşın, yeni bir hak talebinde bulunulmadığı, suyun yaşamın ön şartı ve dolayısıyla su hakkının da yaşam hakkının şartı olduğu dile getirildi. “Egemenler açısından su stratejik bir silah, ekonomik bir kaynak, ekonomik kalkınmanın ve politik baskının bir aracı olarak görülüyor” diyen Yüce, dünya baraj literatürüne Türkiye’nin önemli katkısının “güvenlik barajı” denilen bir kavram olduğunu ekledi. Çoğumuzun bildiği gibi Türkiye’de Şırnak’tan Hakkari’ye kadar olan bölgede on bir tane baraj sadece güvenlik için planlandı. Hatta bölgeye giden komutanların araziyi inceleyip olup olmayacağına karar verdiği bu askeri barajlardan ikisinin inşaatı tamamlandı bile.

‘Su akar, Türk bakar’

TBMM’nin Çevre Komisyonu’nda yer alan CHP Milletvekili Melda Onur, “su akar, Türk bakar” söylemine değinerek suyu bir hak değil de bir rant odağı olarak gören zihniyetin su sorununu yarattığını belirtti. Suyun yaşamın kaynağı ve su hakkının ekolojik anayasının önemli bir unsuru olduğunu söyleyen Onur, sözü HES karşıtlarına getirerek şöyle dedi: “suyu elinden alınmak isteyenler için su sadece H20 değil. Onlar için su kutsal”.

Sayaçları söküp atmak!

İkinci konuşmacı olan Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven ise söze Bolivya’da halkın ön ödemeli sayaçları söküp attığını ve su haklarının ellerinden alınmasına bu şekilde meşru bir tepki verdiklerini belirterek başladı. Dikili’de uygulanan su tarifesini hemen hatırlatalım. Dikili Belediyesi hane başına aylık 13 tona kadar suyu 1 kuruştan veriyor. Ancak kullanılan su 13 tonu geçerse tüketilen toplam su miktarı normal tarifeden hesaplanıyor. Özgüven bu tarifelendirmenin sadece yaşam hakkı olan su hakkını gerçekleştirmeye değil, su tasarrufuna da önemli katkısı olduğunu söyledi.

Dünya cehennemi yaşıyor

Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra, su krizi ile iklim krizi arasındaki doğrudan ilişkiye dikkat çektiği konuşmasında insanlık tarihi boyunca pek çok medeniyetin iklim değişiklikleri sonucunda ortadan kalktığını, bunun günümüzde de yaşanabileceğini söyledi. Dünyada bir yanda kuraklığın, öte yanda sellerin yaşanmasının kutsal kitaplardaki cehennem ve tufan durumunu andırdığını söyleyen Madra, şirketlerin sözünden çıkmayan devletlerin yaşanan ekosoykırımın baş aktörleri olduğunu belirtti.

Kalkınma saplantısı ve su

Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cengiz Aktar ise, içinde kalkınmanın adının geçtiği Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “kalkınma saplantısı”na dikkat çekti. Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Yasası, Kentsel Dönüşüm Yasası, 2B Yasası, Nükleer Yasası, HES’ler için idari altyapı düzenlemeleri, büyük projeler için ÇED muafiyetinin getirilmesi, Mühendis ve Mimar Odaları’nın denetim haklarının ortadan kaldırılıp, denetim işlerinin özel şirketlere verilmesi gibi düzenlemelerle varolan tüm kamusal zenginliklerin şirketlere devrinin tamamlanmakta olduğunu söyleyen Aktar, DSİ’nin 2023 yılı hedefleri içinde “akan su” diye bir varlığın olmadığını, tüm akarsuların kanallara hapsedileceğini belirtti.

Dünya hepimize emanet

İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu ise Karadeniz’de suların artık kendi doğal yatağında değil, borularda aktığını tekrar ederek, bunun enerji için yapıldığına artık kimsenin inanmadığını belirtti. Su meselesinin ne sadece AKP’nin kalkınma saplantısıyla, ne de salt su yönetimi ile açıklanamayacağına vurgu yapan Bekaroğlu, neoliberalizmin, kapitalizmin ve modernizmin sorgulanması gerektiğini söyledi. “Dünyaya mülk olarak bakıldığı sürece istediğiniz kadar tasarruf edersiniz” diyen Bekaroğlu, şöyle devam etti: “Dünya bize emanet, bizden öncekilerden bize kaldı ve biz de onu bizden sonrakilere devredeceğiz”.

‘Parayla terbiye etmek’

Eski İstanbul Milletvekili Ufuk Uras ise Marmara Bölgesi’ndeki yüksek arsenik oranına işaret ederek “su ile bakma seyretme dışında bir ilişkimiz olduğunu belli” dedi. Neoliberal anlayışın kilit noktasının “su bedava olunca kimse musluğunu tamir etmez” iddiası olduğunu söyleyen Uras, insanların parayla terbiye edilmesinin söz konusu olduğunu belirtti. “En büyük sorun kapitalizmin kendisini değil, sonuçlarını yargılıyor olmamız” diyen Uras, sonuçlar üzerinden bir tutum belirlemenin faydasız olduğunu, su hakkı talebinin herkesin öncelikli konusu olması gerektiğini ifade etti.

Su savaşı zorlayacak

Küresel Eylem Grubu’ndan Şenol Karakaş, Karadeniz’de neredeyse bütün akarsulara kurulan HES’lere yönelik yaptığı konuşmasında tüm olanlara rağmen umudunu kaybetmediğini, HES, baraj ve termik santral gibi yapıların inşa edildiği yerlerde yaşayan köylülerin muazzam bir öfke içinde olduklarını söyledi. Karakaş, bu öfkenin önemli bir potansiyel olduğunu, bir su savaşına dönüşebileceğini ve bunun hükümetin en zayıf karnı olduğunu belirtti.

Neden kampanya?

Dünyanın her yerinde neoliberal uygulamalardan doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen milyarlarca mağdur var. Buna diğer canlıları ve gelecek kuşakları da eklediğimizde ise mağdur sayısının hesaplanamayacak kadar büyük olduğunu görüyoruz. Böylesine büyük ölçekli ve ortak bir mağduriyetin, hak kavramı üzerinden ifade edilmesi kaçınılmazdı. Büyüyen su ve iklim krizi ile birlikte, geçtiğimiz yüzyılın sonuna doğru su hakkı kavramı şekillenmeye başladı. Aslında önceleri de çeşitli uluslararası metinlerde sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı içinde su hakkı adı bizzat anılmasa da, örtülü olarak kabul ediliyordu. Yani yeni bir hakkın oluştulmasından çok, varolan bir hakkın değişen sosyal-ekolojik koşullara göre yeniden tanımlanması söz konusuydu. Yaşam hakkının vazgeçilmez unsuru su hakkının, dünyayı saran ticarileştirme ve özelleştirme politikalarının taarruzundan korunması için yeniden tanımlanması bu nedenle gerekti.

Dünyada su hakkı mücadelesi

Türkiye’de su hakkının anayasal güvence altına alınması konusunda karamsar olmamak gerek. Zira dünyada SHK’nın yürüttüğü kampanya benzeri oluşumlar olumlu sonuçlar verdi. Örneğin Uruguay’da 2004 yılında su üzerine anayasal değişiklik öneren bir referandum sonucu, su hakkı anayasaya dahil edilip, su hizmetlerinin doğrudan kamu eliyle yürütülmesi kanunlarla güvence altına alındı. Bolivya’da ise 2000 yılına damgasını vuran “Cochabamba Su Savaşları”nın önemli bir sonucu olarak 2009 Anayasası’na şöyle bir madde eklendi: “Su ve temizliğe ulaşma bir insan hakkıdır, imtiyaz veya özelleştirme konusu olamaz”. İtalya’da 2007 yılında su hizmetlerinin tekrar kamu kapsamına alınması için başlatılan bir kampanya sonucunda 400 bin imza toplanarak referanduma gidildi. 2011’de gerçekleşen referandum sonucunda İtalya’da suyu ve su hizmetlerini özelleştiren mevcut yasalar %96 oyla red edildi.

Bu başarılar ülkelerle sınırlı değil. Bolivya’nın girişimiyle Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplandı, 124 evet ve 42 çekimser oyla su hakkını şu ifadelerle anlatan maddeyi kabul etti: “BM Genel Kurulu güvenli ve temiz içme suyuna ve hıfzıssıhhaya erişimin yaşamdan ve insan haklarından sonuna kadar faydalanılması için temel bir insan hakkı olduğunu kabul eder”. Türkiye çekimserler arasında yer aldı ama önünde sonunda su hakkını kabul etmek zorunda kalacak.

Sosyal mücadele

Elbette ki su hakkı mücadelesi sadece hukuksal boyutta yürüyebilecek bir süreç değil. Mücadelenin sosyal boyutu, en az hukuksal boyutu kadar önemli. Türkiye’de son yıllarda güçlenen bir baraj ve HES karşıtı hareket zaten mevcut. Bu potansiyelin, dünyanın çeşitli su hakkı mücadelelerinin potasında eriyerek ortaya çıkmış bir ortak mücadele birikimiyle buluşması gerek. Su hakkı kavramı tam da bu noktada birleştiricilik rolünü oynuyor. Su hakkı, şirket ve devletin değil, insanın, gelecek kuşakların, kurdun, kuşun ve akarsuyun hakkını savunuyor. Böylesine kapsamlı ve birleştirici bir kavramla yola çıkan bir hareketlenmenin umut verici olması da bu yüzden.

‘Acil kamulaştırma’ HES’çilere yarar

Birgün Gazetesi/2012 AĞUSTOS 03

ESİN EPLİ-ANKARA

Türkiye’nin her noktasında bulunan suları tek tek satışa çıkaran AKP Hükümeti karşısında hiçbir engel istemiyor. HES karşıtı mücadelenin hukuksal ve toplamsal alanda gelişmesinden endişe duyan AKP hükümeti, sorunu kestirme yöntemlerle çözmeyi hedefliyor. Bakanlar Kurulu son olarak 18 HES inşaatı ile ilgili Enerji Piyasası Denetleme Kurulu (EPDK) ve Devlet Su İşleri’ne (DSİ) ‘acele kamulaştırma’ yetkisi verdi.

‘ACELE GİDEN ECELE GİDER’

Konuya dair görüşlerine başvurduğumuz Avukat Halis Yıldırım acele kamulaştırma uygulamalarını “Acele giden, ecele gider” diye nitelendirdi. Yıldırım süreci şu şekilde değerlendirdi: “Bakanlar Kurulu tarafından birçok HES projesi ve Termik Santral için EPDK’ye, Kentsel Dönüşüm ve Yenileme projeleri için bazı belediyelere, Baraj Tipi Hidroelektrik Santraller için ise DSİ’ye ‘acele kamulaştırma’ yetkisi verilmesiyle ilgili kararlar Resmi Gazetede yayınlandı. Bakanlar Kurulu’na ait olan yetki artık EPDK’ya da verildi. Yakın tarihte Tunceli Peri Suyu Enerji İletim Hatları ile ilgili açılan davada Danıştay tarafından Bakanlar Kurulu’nun bu kararının yürütmesi durduruldu. ‘Yürütmeyi durdurma’ kararının temel gerekçesi ise 2004 tarihli kararın Bakanlar Kurulu’nun EPDK’ye verdiği yetkinin ‘yetki devri’ niteliğinde olduğudur. Bu sebeple de Bakanlar Kurulu bu kez her proje bazında ayrı karar tahsis etmiştir.”

‘HÜKÜMET OLAĞANÜSTÜ YÖNTEMLERE SARILIYOR’

Kamulaştırma Kanunu’nun 27. Maddesindeki ‘acele kamulaştırma’ yetkisinin, yurt savunması ve olağanüstü hallerde kullanılacak bir yetki olduğuna dikkat çeken Avukat Yıldırım, “Bu haliyle savaş hukuku normu olan ‘acele kamulaştırma’ yetkisinin hali hazırda bu projeler için kullanılması mümkün değildir. Bu durum proje bazında tek tek yetki verilmesi ile yetki devri noktasındaki hukuka aykırılıkları aşmak amacıyla yapılmış olsa da olağan durumlarda savaş hukuku normunun kullanılması hali hazırda hukuka aykırıdır” diye konuştu. Avukat Halis Yıldırım AKP Hükümetinin her konuyu olağanüstü yöntemlerle çözmeyi alışkanlık haline getirdiğini belirterek, “Olağanüstü hal yetkisi olan acele kamulaştırma yetkisinin uygulanması birçok hak mahrumiyetine sebep olacaktır” dedi.

DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ

Derelerin Kardeşliği Platformu’nun Sözcüsü Ömer Şan konuya dair yaptığı açıklamada, “Yargıyı hiçe saymanın, hukuku ciddiye almamanın, yasa ve yönetmeliklerin ve hukukun üstünlüğü ilkesinin ayaklar altına alınmasının apaçık göstergesidir” dedi. Şan, aleyhlerinde hazırlanan tüm düzenlemelere karşın direnmeye devam edeceklerini belirterek, “Bu yaşam mücadelesi sürecinde açılan 120’nin üzerindeki davada 100’ün üzerinde ‘yürütmeyi durdurma ve iptal’ kararı çıkmıştır. Bu kararlarda, bu projelerin açıkça hukuka, kamu yararına, Anayasaya, yasalara, mevzuatlara ve uluslararası anlaşmalara, akla ve bilime aykırı olduğu ortaya konmaktadır! Bu kararları görmeyen, duymayan, hukukun üstünlüğü ilkesini dikkate almayan zihniyetten başka bir hareket beklemek akıl ve mantık dışı olurdu” diye konuştu.