Kürt coğrafyasında doğa adeta katlediliyor

02 Ekim 2012, DIHA

Türkiye’de 90′lı yıllardan bu yana devam eden ve son 30 yılın en şiddetli çatışmalarına sahne olan Kürt coğrafyasında doğa adeta katlediliyor.

Artan çatışmalar ile birlikte kullanılan kimyasal silahlar ve tahrip gücü yüksek bombalar ile ormanlık alanlar yok edilirken, ‘güvenlik’ eksenli politikalar çerçevesinde ateşe verilen ormanlık alanlar ile birlikte kutsal kitapların ‘Cennetin Bahçesi’ diye adlandırdığı Mezopotamya coğrafyasında ikinci bir katliama perde aralanıyor.

Bunun yanı sıra yine ‘güvenlik’ eksenli yapılan barajlar da söz konusu katliamın büyük bir ayağını oluşturuyor. Enerji üretimi adı altında bölgede 500′e yakın baraj bulunurken, bu rakam Türkiye’deki barajların yüzde 38′ni oluşturuyor. Hakkari’nin Şemdinli-Yüksekova, Çukurca ve Şırnak’ın Uludere bölgelerinde yapımı devam eden 8 ile yapımı tamamlanan 3 barajın, PKK’lilerin geçişlerini önlemek amacıyla kullanılacağı devlet yetkilileri tarafından daha önce açıklanmıştı.

 

‘Türkiye nehirlerin geçtiği ülkeler üzerinde baskı oluşturabilir’

 

Devlet tarafından yapılan barajların sadece elektrik, sulama ve içme suyu sağlamak amacıyla inşa edilmediğini belirten Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi üyesi Ercan Ayboğa, barajların Kürt sorunu endeksli düşünülerek inşa edildiğini ifade etti. Ayboğa, üzerinde baraj inşa edilen suların aynı zamanda suların geçtiği diğer ülkelere yönelik bir baskı aracı olarak da kullanıldığını belirterek, “Debisi yüksek olan Dicle ve Fırat nehirleri bu bölgede bulunmaktadır. Buradan sonra güneye akmaktadır, orada fazla yağış yaşanmamaktadır. Bu da devletin Suriye ve Irak üzerinde bir baskı aracı oluşturmasına neden olabiliyor. Baraj gölü ile suyu uzun süre tutabilme potansiyeline ulaşarak, nehirlerin geçtiği ülkeler üzerinde baskı oluşturabilir. Türkiye’nin bu iki devletle suların paylaşımı noktasında karşılıklı bir anlaşması yoktur. ‘Savaş açacam’ ya da ‘suyu kesecem’ şeklinde resmi açıklamalarda bir ifade yer almamaktadır. Ancak fiili olarak bir baskı aracıdır. Herhangi bir anlaşmaya, evrensel hukuka bağlı değilse, istediğini yapabilirse kimse sana bir şey diyemezse ciddi bir baskı oluşturabilirsin. Bununla beraber Ortadoğu’da suyun satılması ilerde söz konusu olabilir. Dicle-Fırat nehirlerinin suları bir meta haline gelebilir” dedi.

 

‘Baraj, askerler tarafından sürdürülen operasyonda bir araç!’

 

Barajların yapımındaki önemli nedenlerden birinin de bölgede süren savaşta PKK’yi tasfiye etmekte bir araç olarak kullanılması olduğunu belirten Ayboğa, “Bölgede, çatışmalı bir ortam söz konusudur. Devletin asimilasyoncu inkar politikasına karşı çıkan bir halk var. Bu politikalara karşı silahlı bir isyan uzun süredir sürmektedir. Devletin bu bölgeye bakışı ön yargılıdır, dışlayıcıdır. Siyasi bir baskıyla buraya yaklaşılıyor. Buradaki siyasi parti ve STK’lere çok büyük baskı uyguluyor. Askeri operasyonları sürdürüyor. Bu çerçevede her türlü aracı kullanmaya çalışıyor. Bu araçlardan biri de barajlar oluyor. Bölgede yaşayan halka ve PKK gerillalarına karşı kullanmaktır. Barajlar bir siyasi amacı da içeriyor. Halklar üzerinde bir egemenlik aracı olarak kullanılarak göçe zorlanmaktadırlar. Halkın kendine yeten ekonomisinin ortadan kaldırılmasıyla kapitalist ekonomik sisteme dahil edilmesi söz konusudur. Böylelikle halk, üretici konumdan tüketici konuma düşmektedir. Şırnak ve Hakkari illerinde yapılan 11 barajın, DSİ’nin 2007 faaliyet raporunda sınır güvenliği amacıyla yapıldığı açıkça belirtmektedir. Bunu biz demiyoruz. Bundan dolayı güvenlik barajı terimi ortaya çıkıyor. Böyle bir terim dünyada yoktur” dedi. DİHA

‘HAK’TAN ‘İHİYAÇ’A SU POLİTİKALARI


Su kültüre biçim verir, bu anlamıyla da su yaşamın ta kendisidir. Dünyamızda bugün ciddi bir su/ekolojik kriz yaşanmaktadır. Bunun en temel nedeni de kaynakların ekonomik piyasaya sahip egemen güçlerce, zora dayalı olarak halkların elinden alınarak kendi ekonomik çıkarları için alıkonulmasıdır. Çevre düşünürü ve de aktivisti Vandana Chiva kaynakların zora dayalı olarak halkın elinden zorla alınmasını bir terörizm biçimi olarak adlandırır. Shiva, yaptığı çalışmalarda süregiden Filistin İsrail sorunu gibi, günümüzün çoğu zaman etnik ve de dinsel savaşlar şeklinde maskelenen en önemli ihtilaflarının pek çoğunun, aslında kıt ve yaşamsal öneme sahip doğal kaynaklar üzerinde yaşanan çatışmalar olduğunu gözler önüne seriyor.

Aram yayınları tarfından 2003 yılında Türkçeye ‘Su Savaşları’ ismi ile çevirisi yapılan kitabında: “Su kaynaklarının,orman alanlarının, ve akifer(sutaşır-TDK)lerinin yıkımı bir terörizm biçimidir. Su dağıtımını özelleştirerek veya kuyuları ve nehirleri kirleterek yoksul halkın su erişimini engellemek de terörizmdir. Su savaşlarının ekolojik bağlamında, teröristler yalnızca Afganistan’ın mağaralarında gizlenenler değildir. Bazıları büyük şirketlerin yönetim kurulu odalarında, ve WTO’nun, NAFTA’nın koyduğu serbest ticaret yasalarının ardına gizleniyorlar. IMF’nin ve Dünya Bankası’nın kuyduğu özelleştirme koşullarının ardına saklanıyorlar” (1) diyerek oldukça radikal bir eleştiride de bulunmaktadır.

[Read more...]

Bulgaristan’da Ivanovo Barajı Yıkıldı!

Bulgaristan’ın güneyindeki İvanovo barajı çöktü. Meriç ve Tunca nehirlerinin yükselmesi nedeniyle Kapıkule Sınır Kapısı binek araç trafiğine kapatılırken, baskın tehlikesinin en fazla olduğu Karaağaç Mahallesi’nde kamu kuruluşları ve okullar tatil ilan edildi.

Bulgaristan’ın Harmanlı bölgesindeki İvonova Barajı’nın çökmesi sonucu debisi artan Meriç Nehri’nin suları Edirne’ye ulaştı. [Read more...]

Munzur Milli Parkı’na sit umudu

Kaynak: Radikal, 14 Ocak 2012
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tunceli’deki Munzur Vadisi Milli Parkı’nın 1. Derece Doğal Sit Alanı ilan edilmesi konusundaki olumsuz tavrını, mahkeme kararı nedeniyle yeniden gözden geçirecek. [Read more...]

Dünyada Türkiye’den başka baraj yapan ülke kalmadı

Kaynak: Açık Gazete, 15 Ocak 2012
Türkiye’nin en uzun ikinci uzun mesafe yürüyüş rotası olan St. Paul Yolu’nu projelendirerek turizme kazandıran İngiliz yazar, gezgin ve turizmci Kate Clow, 2015 yılına kadar Antalya- Avrupa kıtası arasındaki rotalarla birleştirilmesi planlanan St. Paul Yolu’nun önemli bölümünü etkileyecek olan Kasımlar Barajı ve HES projesine tepki gösterdi. [Read more...]

Türkiye’de Barajlar ve Siyaset: Suyu İstismar Etmek, Çatışmayı Tırmandırmak

Joost Jongerden1

Bir ‘NATO çatışma senaryosu’na göre, 2010 yılında Irak ve Suriye Türkiye’yi işgal edecek. Bu işgal, Irak ve Suriye’de üç senedir süren ve Türkiye’nin su siyaseti ile bölgedeki istikrarsız politik durumdan kaynaklı olan bir kuraklığın üstüne gelecek. 1 Uppsala Modeli BM senaryosuna göre ise, bu esnada Türkiye ve Irak, Irak’tan gelen yasadışı bir örgütün Türkiye’nin barajlarından birini -başarısızlıkla sonuçlanan- havaya uçurma girişiminden sonra, savaşın eşiğine gelecek. Irak saldırıyı lanetleyecek; fakat Türkiye’yi ülkenin suya erişimini engellemekle suçlayacak. Türkiye ise Irak hükümetini saldırı ile suçlayıp sorumluların tutuklanmasını isteyecek ve eğer Irak taleplere uymayacak olursa, su kaynaklarını tamamen kesme tehdidini savuracak. Silahlar seferber edilecek ve savaş ufukta belirecek. 2 [Read more...]