Amedliler HES’e karşı yürüdü

 etha-20131119-amed-doga-04_display

Haber: ANF Haber

Mezopotamya Ekoloji Hareketi ve BDP Diyarbakır İl Örgütü, Dicle Nehri üzerinde bulunan Hevsel bahçesine yapılması planlanan HES’e karşı “Hes êdî bes” sloganıyla yürüyüş düzenledi. Yürüyüşte konuşan BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, Dicle nehrinin tarih boyunca özgür aktığını belirterek, sonuna kadar özgür akan Dicle’yi yaşatacaklarını söyledi.

Mezopotamya Ekoloji Hareketi ve BDP, Dicle Nehri çevresinde HES projesi yapılacağı gerekçesiyle projeyi protesto etmek için yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe BDP Genel Başkan Yardımcısı ve Muş Milletvekili Demir Çelik, ilçe belediye başkanları, partililerle birlikte yaklaşık 400 kişi katıldı. Dağkapı Meydanı’nda toplanan protestocular 500 metre uzaklıktaki Diyarbakır Surları’nın olduğu bölgeye yürürken, Türkçe ve Kürtçe, ‘Kürdistan’da doğa ve kültürel soykırıma geçit vermeyeceğiz’, ‘Tarihimize, kültürümüze doğamıza sahip çıkıyoruz’ yazılı dövizler taşıdı.

BDP Milletvekili Demir Çelik, Dicle Nehri’nin milyarlarca yıllık geçmişe sahip olduğunu belirterek, şöyle konuştu : “Milyarlarca yıldır Dicle Nehri özgür akmıştır, özgür akarken, insanlığı da, doğayı da, çevreyi de besleyerek akmıştır, öyle de akacak. Mezopotamya coğrafyasına hayat, can, kan vermiştir. Bize düşen bu hayatı sonuna kadar, sonsuza kadar yaşatmaktır, dirilmektir.”

Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın, Amed’de ‘Kürdistan’ sözünü kullandığını hatırlatan Çelik, bu nedenle sevindiklerini anlatırken şöyle devam etti: ”Sayın Başbakan’ın telaffuz ettiği ‘Kürdistan’; Selçuklu’dan, Sultan Sancar’dan beri Kürdistan’dır. Hatta Türkler, Mezopotamya’ya, Anadolu’ya gelmeden, hatta Afrika’da, Avrupa’da, Amerika’da yaşam yokken Kürdistan’da yaşam vardı, yaşam olacaktır. Biz Kürt ulusal ittifakında, Kürdistan halklarıyla kendi öz yönetimimizle Rojava’da yaptığımız gibi öz gücümüze dayalı olarak gerçekleştireceğiz. Size rağmen kendimizi de, kentimizi de yöneteceğiz.”

- See more at: http://www.firathaberajansi.org/haber/69993/amedliler-hes-e-karsi-yurudu#sthash.CCyfGWho.dpuf

Ekopotamya Konferansı başladı

1375639_603917039673224_1501995921_n

Haber: Özgür Gündem

Ekopotamya Network Konferansı’nın 4’üncüsü Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi’nin ev sahipliğinde Amed’de (Diyarbakır) yapıldı. Sümerpark Sosyal Hizmetler binasında yapılan konferansa Türkiye’nin yanı sıra, Hewler, Süleymaniye, Bağdat, Tahran ve Rojava’dan çevre örgütü temsilcileri ve Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi aktivistleri katıldı. Konferansta açılış konuşmasını yapan Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi aktivisti Ercan Jan Aktaş, konferansın, barajlara, HES’lere karşı bir hareket olduğunu belirterek doğal su kaynaklarının kullanımı noktasında alternatif çalışmaları olduğunu söyledi. Aktaş, konferansın aynı zamanda 4 ayrı coğrafyada yaşayan Kürt halkının kendisini ifade ettiği bir “ağ” görevi gördüğünü dile getirdi. Açılış konuşmasının ardından bölge coğrafyasında yaşanan doğa katliamını içeren belgesel gösterimi yapıldı. Ardından basına kapalı devam eden konferansın ardından sonuç bildirgesi açıklanacak.

Dersim’e sadakat yürüyüşü yapıldı

etha-20130525-dersim-sadakat-11_display


ANF, 25.05.2013


“Dersim’e sadakat yürüyüşü” için Seyit Rıza Meydanı’nda toplanan binlerce Dersimli şiddetli yağmura rağmen “Munzur özgür akacak” dedi.

HDK Dersim İl Meclisi öncülüğünde ‘Dersim’e sadakat yürüyüşü’ gerçekleştirildi. Yürüyüşe onlarca siyasi parti, STK, dernek ve Dersim’de bulunan belediyeler destek verdi. Sabah erken saatlerinden itibaren halk yürüyüşün başlayacağı yer olan Seyit Rıza Meydanı’nda toplanmaya başladı. Yürüyüşün başladığı saate kadar da alanda binler toplanmaya toplandı. “Dersim’e sadakat için barajlara, siyanüre, mayınlara, karakollara ve doğanın yok edilmesine hayır”  pankartı arkasında kitle yürüyüşe geçti. Yürüyüşe BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan, Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin, ilçe belediye başkanları, Barış Anneleri Aktivistleri ile 10 bine yakın kişi katıldı. Yürüyüşün başlaması ile birlikte şiddetli yağmur yağmaya başladı. Yağan şiddetli yağmura rağmen kitle artarak yürüyüşe devam etti. Yürüyüş boyunca sık sık “Dersim onurdur, onuruna sahip çık”, “Akacak Munzur özgür akacak”, “AKP şaşırma sabrımızı taşıma” sloganları attı. Yürüyüş boyunca da onlarca döviz taşınırken kitle büyük harflerle “Dersim’e sadakat” yazısını taşıdı. Beşiktaş Spor Kulübü’nün en büyük taraftar grubu Çarşı da “Barajlarını da, projelerini de, ellerini de çek Munzur’dan” ve “Altınlarımızı çıkarttırmayacağız, mayınları çıkar” pankartları ile yürüyüşe destek verdi. Ana Fatma’ya gitmeyi planlayan yürüyüşçüler, yağmurun şiddetinden dolayı Kemer Bel Köprüsü’nde yürüyüşü bitirdi.

Burada kısa bir konuşma yapan Tertip Komitesi Başkanı Av. Barış Yıldırım, “Bugün düşman Dersim halkının direnişini gördü. Dersim halkı yağmura rağmen kendisine dayatılan asimilasyonu yok edeceğini gösterdi. Dersim halkı kendi doğasında karakol, baraj, maden araması ve doğa tahribatını istemiyor. Halkın tüm itirazlarına rağmen devlet tarafından doğamız talan ediliyor. Bu talana karşı her zaman alanlarda olacağız. Bu Dersim’de bulunan ekolojik alanların dışında Milli Parkların içinde dahi maden aramaları yapılıyor biz bunu kabul etmiyoruz” dedi.

Şiddetli yağmurdan kaynaklı diğer katılımcılar konuşma yapamazken program sonlandırıldı. Kitle yağmura rağmen sloganlar eşliğinde kent merkezine doğru yürüyüşe geçti.

Dev projelere ÇED şartı

 

Haber: ENİS TAYMAN - enis.tayman@radikal.com.tr / Arşivi 28/03/2013

 

Ekoloji örgütleri ile bürokrasi arasında yıllardır süren ÇED muafiyeti mücadelesi Danıştay 14. Dairesi’nin kararıyla son buldu. 14. Daire, genelge ve yönetmeliklerle ÇED sürecine girmeden inşa edilmesi mümkün kılınan Üçüncü Boğaz Köprüsü , Ilısu Barajı, nükleer santraller gibi önemli projeler için ÇED sürecinin gerekli olduğuna karar verdi.

Hükümet 2008’de bir ÇED Yönetmeliği’nde değişikliğe gitti ve geçici üçüncü madde ile 1993 tarihli Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinden önce yatırım kararı alınmış projelere ÇED muafiyeti getirildi. Çevrecilerin açtığı davada Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yürütmeyi durdurma kararı verdi. Çevre ve Orman Bakanlığı bunun üzerine Nisan 2011’de Resmi Gazete’de yeni bir yönetmelik değişikliği yayımladı ve yürütmesi durdurulan geçici üçüncü maddenin hükümleri değiştirildi. Buna göre bazı ÇED Yönetmeliği’nin Ek 1 listesinde yer alanlar için 17/07/2015 ve Ek 2 listelerinde yer alan projeler için de 17/7/2013 tarihine kadar yatırıma başlandığı takdirde ÇED muafiyeti getirildi. Ekoloji Kolektifi Derneği ise bu değişiklik üzerine yeniden Danıştay’a gitti.

Söz konusu listelerden Ek 1’de rafineriler, termik güç santralleri, radyasyonlu nükleer yakıtlar, asbest içeren ürünleri işleme veya dönüştürme projeleri, yollar, geçişler ve havaalanları, suyolları, limanlar ve tersaneler ile tehlikeli ve özel işleme tabi atıklarla ilgili tesisleri ile madencilik projelerini kapsıyordu. Ek 2 listesi ise Ek 1’in devamı ve genişletilmiş hali olarak yürürlükteydi.

Danıştay 14. Dairesi verdiği nihai kararda söz konusu geçici maddenin birinci fıkrasının b bendini iptal etti. Buna göre uygulama projeleri onaylanmış veya çevre mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat uyarınca yetkili mercilerden izin, ruhsat veya onay ya da kamulaştırma kararı alınmış veya yatırım programına alınmış veya mevzi imar planları onaylanmış projeler hakkında ÇED alınması zorunlu hale geldi. Danıştay, “Üretime ve/veya işletmeye başladığı belgelenen projeler” konusunda ise ÇED’in artık gerekli olmadığına karar verdi.

ÇED demokratik katılımdır 

Danıştay 14. Dairesi kararında daha önce pek çok kez tartışılan konulara da açıklık getirildi. Danıştay, ÇED süreçlerinin demokratik katılımın öne çıktığı ortamlar olduğunu vurguladı. 14. Daire ayrıca , 1984 Tokyo Konferansı’na da atıfta bulunarak “iktisadi büyümede sadece iktisadi gelişme göstergeleri değil, aynı zamanda tabii kaynakların korunması, hastalıklarla mücadele edilmesi, kültür miraslarının korunması gibi konularla da ilgilenilmelidir” dedi.

Kararın sonuç bölümünde ise “Çevre Kanunu üzerinden otuz yıl, ilk yönetmeliğin de 20 yıl civarı bir zaman geçmiş olması ve aradan geçen süre içinde yatırıma başlanmamış projelere yeniden ve tekrar ÇED sürecinden belli süreyle muafiyet sağlayan düzenlemenin çevrenin korunması ilkesi açısından hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır” denildi ve söz konusu yönetmelik değişikliğinin iptaline karar verildi.

Ekoloji Kolektifi Derneği’nin avukatlarından Fevzi Özlüer de kararın özellikle ÇED süreçleri açısından çok önemli olduğun vurgulayarak şöyle konuştu: “Yasalar konuşulurken içtihat yaratılacak bir yorum yapıldı. ÇED süreçlerinde insanların kendi gelecek ve kaderleriyle ilgili fikirleri sorulmadan kararlar alınıyor. Büyük sıkıntılar yaşanıyor. ÇED’in demokratik katılım sürecine ait olarak yorumlanmasıyla ÇED’in ne olduğuna dair esasa ilişkin karar alınmış oldu” Özlüer ayrıca “Böylece iktisadi gelişmenin sadece ekonomik büyüme olarak değerlendirilemeyeceği; gelişme kavramının çevresel varlık ve kültürel mirasın korunması olarak da yorumlanması gerektiği ortaya çıktı” dedi.

Danıştay durdurdu, hükümet devam ediyor

Hasankeyfliler Danıştay’ın “Ilısu Barajı yapımını durdurma” kararı vermesine rağmen, hükümetin baraj projesine devam ettiğini söyleyerek, “Baraj yapımı durana kadar mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı önünde, gerçekleşen eylemde Hasankeyf’lilere, Doğa Derneği ve TBMMO Peyzaj Mimarları Odası da destek verdi. Hasankeyf’liler “Ilısu mühürlensin, Hasankeyf yok olmasın” yazılı pankartı ve “Hasankeyf’e sadakat” dövizleri taşıdı. Hasankeyf’de yaşayan Emin Bulut, Dicle’nin medeniyetin çıkış noktası ve Hasankeyf’in de tarih demek olduğunu söyledi. Yine Hasankeyflilerden Fatma Yılmaz da, atalarının yaşadığı yerlerde kendilerinin de yaşamak istediğini belirtti.

DANIŞTAY KARARI HİÇE SAYILIYOR

Doğa Derneği Genel Müdürü Engin Yılmaz da, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) barajın inşaatına devam ettiğini, DSİ’nin Danıştay’ın kararını hiçe saydığını ifade etti. Yılmaz “Hasankeyf UNESCO Dünya Mirası ilan edilerek koruma altına alınmalı” dedi.
Peyzaj Mimarları Odası Genel Sekreteri Redife Koçak, DSİ’nin baraj işaatına devam etmesine göz yuman  Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nı göreve çağırdı. Koçak,  Danıştay kararının uygulanması için dava açtıklarını, eğer uygulanmazsa önümüzdeki süreçte yeni davalar açacaklarını söyledi. Yılmaz, emek ve demokrasi güçlerini mücadelerine destek olmaya çağırdı. (Ankara\EVRENSEL)

Trakya toprakları


Özgür Gündem/Yusuf GÜRSUCU/ 05.02.2013

Mitolojide toprak ana ya da ana tanrıça Gaia’dır. Gaia aynı zamanda bütün tanrı ve titanları doğuran ilk tanrıça olduğu mitolojide yer alıyor. Mitolojik çağlardan bu yana toprak, yaşamın kaynağı olarak kabul edilmiş ve aynen su gibi baş tacı edilip kutsanarak korunmaya çalışılmıştır. Yunan mitolojisinde Trakya, vahşi bir bölge olarak nitelenip kayalık dağ zirveleri, dev meşe ağaçları ile kaplı sıra dağlar ve buzul vadiler olarak tasvir edilmiş. Günümüze kadar o tasvirden geriye kalan tek bir şey var o da toprak. Victor Hugo toprağı hepimizin annesi olarak nitelerken, kanla sulanan toprağın mahsul vermeyeceğini söylüyordu. Trakya’da toprağa yapılan en büyük saldırı ve düşmanlık toprağın sanayiye kurban edilmesi ile gerçekleşiyor. Victor Hugo’nun vurgusundaki kanın, kapitalizmin sanayi atıkları ile kontrolsüz kullanılan tarım ilaçları olduğunu düşünebiliriz. Kapitalizm için kendi ihtiyaçları doğrultusunda yok etmekten çekineceği hiçbir şey ve değer yoktur. Bölgenin birinci sınıf toprak yapısına sahip olduğu gerçeği onu hiç ilgilendirmemektedir. Çünkü sermaye ve onun iktidarının Trakya’ya biçtiği rolde tarım yoktur. Peki, ne var onu birlikte görmeye çalışalım.

Sanayinin Trakya’ya girişi

1970’lerde Çerkezköye kurulan sanayi bölgesi ile birlikte Trakya’da değişim yavaş yavaş başlamıştır. Fakat asıl yönelim 1980 sonrasında başlatılan kapitalizmin neoliberal politikalarıyla birlikte gelişip ilerledi. Çorlu, Lüleburgaz ve bölgede açılan otoyolların kenarları fabrikalarla doldu. Özellikle 1990’lardan sonra tekstil, deri, kimya vb. fabrikaların kurulumuyla birlikte yeraltı su seviyeleri hızla düşerken Ergene Nehri de bundan nasibini alıp ölü bir nehir haline geldi. 2009 yılında kurulan Trakya kalkınma ajansı ile birlikte artık Trakya’da değişim geri dönülemeyecek noktalara varmak üzere. Tüm hedefi Trakya’yı kapitalizmin hizmetine açmak olan sermayenin bu kuruluşuyla birlikte koruma bölgeleri ortadan kaldırıldı. 1999 yılında Trakya ve Namık Kemal Üniversitelerinin başladığı 1/100.000’lik Trakya çevre düzeni planları 2005 yılında bitirilmiş ve Çevre Bakanlığı tarafından kabul edilip yürürlüğe girmişti. Bu hazırlanan planlarda elde kalan tarım toprakları ile su kaynakları birçok eksiğine rağmen korunma çabası göze çarpıyordu.

İstanbul için hazırlanan (İMP) İstanbul Metropolitan Planları İstanbul dışında tüm Marmara bölgesini içine alan bir yaklaşımla Kocaeli, Yalova, Bursa, Çanakkale ve özellikle Trakya’ya yeni bir rol biçildi. İstanbul’da yer alan sanayi kuruluşlarının uygulanan teşviklerle bu bölgelere kaydırılması hedeflendi. AKP hükümetince 2005 yılında kabul edilen Trakya’nın çevre düzeni planı, Trakya Kalkınma Ajansı tarafından revize edilmesi için İMP’yi hazırlayan şirkete ihale edilerek planda yer alan koruma bölgeleri kaldırıldı.

Trakya’da bugün neler oluyor

Geçtiğimiz günlerde Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu; bölge belediyelerinin, organize sanayi müdürlüklerinin ve sanayicilerin yapması gereken arıtma tesislerinin hükümetçe yapılmasına karar verildiği ve bu yolla Ergene Nehri’nin de kurtulacağını açıklamıştı. 2012 yılı sonuna kadar tüm belediyelerin atık su arıtma tesislerini yapma zorunluluğu hükümet tarafından hazırlanan genelge ile 2010 yılında duyurulmuştu. Geçtiğimiz yıl içinde Trakya’da bulunan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ belediyesi bölge üniversitelerinin hazırladığı 1/100.000 çevre düzeni planını yok saymıştır. İMP planlarını hazırlayan şirket tarafından revize edilen 1/100.000 planlara uygun olarak 1/25000’lik planlar hazırlandı, bu belediyeler yöre halkının tüm tepkilerine rağmen planları meclislerinde onaylayarak Trakya’nın talanına ortak olmuşlardır. Sözde doğadan ve emekten yana olduğunu birçok demagojiyle birlikte ifade etmeye çalışan CHP ve onun belediyeleri AKP hükümetiyle kucaklaşarak Trakya’yı ranta kurban etmekten imtina etmeyerek gerçek yüzlerini ortaya sermişlerdir.

Ergene havzası koruma eylem planları kapsamında yapılan toplantıda konuşan Veysel Eroğlu, Ergene’yi sadece atık suların kirletmediği, katı atıklarında Ergene’yi kirlettiğinin bir gerçek olduğunu söyledi. Bölgede kurulmak istenen tehlikeli atık yakma ve enerji üretim tesislerinin yapımı için zemin hazırlığı yapıldığını sözlerinden anlayabiliyoruz. Avrupa ülkelerinin bazılarında kapatılmaya karar verilen tesislerin Türkiye’nin bazı bölgeleri ile Trakya’da kurulmak istendiğini sağır sultanlar da duydu.

Hangi veriye dayandığını genellikle açıklamayan ve aslında elinde hiçbir veri olmayan Bakan bölgede zirai ilaç kullanımının azaldığını ve tarımsal rekoltenin de arttığını söyleyebilmektedir. Bölgedeki üretici köylünün ürettiği ürünleri taban fiyat politikaları nedeniyle maliyetlerini bile karşılayamadığı şartlarda elinden çıkardığı ve hızla tarımdan uzaklaştığı gerçeği gizlenmek isteniyor. Yeni hazırladıkları yeraltı sularından su alımlarında özellikle tarımsal alan için kuyulara saat konulması işlemi tüm Türkiye’de olduğu gibi üretici köylülüğün tarım dışına itilmesinin önemli adımlarından biridir. Sözde “suları koruyacağız” diye attıkları her adımda sular sermayenin eline terk edilmesinin zemini yaratılıyor. Trakya’da üretici köylülüğün tarımdan uzaklaştırılmasının temel nedeni bölgeye biçilen rolle bire bir ilintilidir. Bölge, tarımın yapılamaz hale getirilmesiyle sanayi ve enerji yatırımlarına terk edilmek isteniyor.

Trakya’yı bekleyen tehlikeler

Öncelikle bölgede kurulan ve kurulmak istenen çimento fabrikaları, termik ve nükleer santraller, tehlikeli atık yakarak enerji üretim tesisleri, yeni oluşturulması kararlaştırılan organize sanayi bölgeleri ve limanlar Trakya’nın tarım topraklarını yok edecek önemli girişimler ve adımlardır. Bakan Ergene’yi kurtaracaklarından söz ediyor. Bu biçimiyle kurtarılmış Ergene bizim muradımız olamaz. Arıtma tesislerinden çıkan suyla ne tarım yapılabilir ne de o suda canlıların yaşaması mümkün değildir. Asıl sorun milyonlarca yılda oluşmuş bölgenin değerli topraklarının neye rağmen ve niçin feda edildiğidir.   İçinde bazı ağır metallerin çökertilmesi veya kimyasallarla çözülmesini sağlayarak Ergene nehri yaşatılamaz.

Yok olan yaşamlar

Trakya İğneada’da bulunan Longos (subasar) ormanları Avrupa’nın ikinci Türkiye’nin ise en büyüğüdür. Erikli, Mert ve Saka gölleri adında 3 adet Longos alanı ile binlerce yılda oluşmuş, yaşaması ve bu nedenle korunması için her önlemin alınması gereken çok değerli ekosistemlerden biridir. Longos ormanının varlık nedeni ise sudur. Bulgaristan sınırında bulunan Zerve dersinden başlayan İSKİ su boru hattı Longos ormanlarının içinden geçmektedir. Hiçbir şey için, hele enerji veya sanayi için bu ormanlar yok edilemez. Kıyısında kurulmak istenen nükleer santral ve liman ile ciddi tehdit altına giren Longosların sularını çalmak ve kirletmek doğal yaşama yapılan en aşağılık saldırılardan biri olacaktır.

Trakya Lüleburgaz’da HDK (Halkların Demokratik Kongresi) tarafından 10 Şubat 2013 günü Ekoloji Forumu düzenleniyor. Bu forum bölgede yaşanan tüm gerçekleri görünür kılmada bir milad, sermaye ve onun payandalarına karşı yürütülecek mücadele için atılmış en önemli adımlardan biri olacaktır.

MUNZUR GÖZELERİ.

Munzur vadisi üzerinde yapılması planlanan hidro elektrik santralının bölgenin ekolojik dengesini bozacağını ve CED kararı alınmadan projesi hazırlandığı gerekçesiyle projenin iptali halk tarafından sevinçle karşılandı halk gözelerin kenarına dizilerek bayram yaptı.
HABER MEHMET BİÇER.

Köylülerden HES’e karşı dere nöbeti!

ARTVİN

Özgür Gündem: 20.01.2013

Artvin’in Arhavi ilçesindeki Kamilet Vadisinde yapımı planlanan HES’e karşı Arhavi halkı direnişe geçti. HES’lere karşı direnen köylülere Derelerin Kardeşliği Platformu (DEKAP) ile Fındıklı Derelerini Koruma Platformu da destek verdi. Dünyaca tanınan Mençura Şelalesinin de bulunduğu vadi üzerinde Eyner Enerji şirketi tarafından yapımı planlanan Taşlıkaya HES projesi için firmanın bölgede çalışma yapacağının duyurulması üzerine HES’e karşı tepkili olan yöre halkı çalışmaları protesto etmek için sabah erken saatlerde Arhavi’nin Kamilet Vadisinde toplandı.

Köylülere engel

Çalışmaları protesto eden halkın karşısına çevik kuvvet ve jandarma ekipleri çıkınca kısa süreli gerginlik yaşandı. Güvenlik barikatını aşamayan köylüler ateş yakarak olay yerinde beklemeye başladı. Köylüleri sakinleştirmek için olay yerine gelen Arhavi Kaymakamı Bülent Bayraktar da “Dereler özgürdür, özgür akacak” ve “HES yapma boşuna yıkacağız başına” sloganları eşliğinde alkış ve ıslıkla köylülerce protesto edildi. Köylülerle görüşen Kaymakam Bayraktar, “Burada yapılan bir inşaat faaliyeti yok. Sadece bir sondaj çalışması var” diyerek açıklama yapmak istedi. Ancak bunun HES çalışmasının bir parçası olduğunu öne süren köylüler Kaymakam’a tepkilerini sürdürerek konuşmasına izin vermedi.

Vadi geleceğimizdir

Arhavi Turizm Derneği Yöneticisi Cengiz Mahmutoğlu, burada bir basın açıklaması yaptı. 36 kilometre boyunca uzanan vadinin önemli bir turizm potansiyeline sahip olduğunu belirten Mahmutoğlu, Mençuna şelalesinin 1895 yılında keşfedildiğini anımsatarak, gözyaşları arasında sürdürdüğü açıklamasında şöyle konuştu: “Biz Mençuna şelalesini 27 yıldır ancak tanıtabildik. Bu sürede tanıttığımız Mençuna şelalesini şimdi vadide kurulacak olan HES’lere mahkum edemeyiz.”

Dere nöbetindeyiz

Daha sonra HES çalışmalarının durdurulması için yöre halkı tarafından imza kampanyası başlatılırken, ortak mücadele kararı alınarak vadide nöbet tutulmaya başlandı. Arhavili köylülerin HES karşıtı mücadelesine destek veren DEKAP ve Fındıklı Derelerini Koruma Platformu adına yapılan ortak açıklamada ise, bu saldırıların karşısında dayanışma ve dirençle mücadeleye devam edileceği vurgulandı.

Ilısu Baraj inşaatı mühürlenmeli

 

 

Özgür Gündem/HABER MERKEZİ

14.01.2013

Danıştay 14. Dairesi, AKP Hükümeti Ilusu Barajı’na ilişkin genelgesine karşı, açılan davayı karara bağladı. Karara göre 30 gün içinde Ilısu Barajı inşaatının mühürlenmesi gerikiyor.

2008 yılında Ilısu Barajı’na karşı açılan dava sonucunda yürütmenin durdurulması üzerine Başbakanlık, 2015 yılına kadar yatırımına başlanacak olan projelerde ÇED’in aranmayacağına ilişkin 2012’de genelge yayınlayarak, yatırım aşamasında olan projelerin ÇED’den muaf tutulmasına karar verdi. Başbakanlığın bu kararı üzerine TMMOB Mimarlar Odası ve Peyzaj Mimarları Odası Danıştay’a başvurarak, bu değişikliğe itiraz etti. Dosyayı inceleyen Danıştan 14. Dairesi) Ocak’ta verdiği kararla Başbakanlık genelgesiyle ilgili yürütmenin durdurulması kararı verdi.

Hükümet vazgeçmiyor

Danıştay 14. Dairesi’nin kararına göre, Nisan 2011 tarihinde yapılan ÇED Yönetmeliği’nin geçici 3. maddesine göre proje bütün olarak ÇED raporundan muaf sayılsa bile, baraj inşaatı içerisinde yer alan şantiyeler, ocaklar, elektrik iletim tesisleri gibi alt ve üst yapı tesislerinin her birisi için ÇED raporu almak zorunlu. Danıştay’ın kararını değerlendiren Peyzaj Mimarları Odası’nın avukatı Emre Baturay Altınok, AKP hükümetinin yeni hazırladığı Çevre Kanunu taslağında Danıştay’ın kararının boşa çıkarılmaya çalışıldığını ifade ederek, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Hasankeyf’i sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı projesi karşısında hukuki mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.

Danıştay karar verecek

Av. Altınok, ilgili idareler nezdinde gerekli girişimlerde bulunduklarını, projenin ÇED’den muafi tutularak kurulan tüm alt ve üst yapı tesislerinin derhal ve her halükarda 30 gün içerisinde mühürlenmesi gerektiğini kaydetti. Altınok, ÇED Yönetmeliğinin muafiyetleri düzenleyen geçici 3. maddesinin 2010 senesinde Danıştay tarafından iptal edildiğini, Nisan 2011 tarihli değişikliğin de Danıştay’ın iptal kararına aykırı olduğuna dikkat çekti ve projelere kalkan olan ve 20 yıldır yürürlükte tutulmaya çalışılan geçici 3. madde hükmünün iptali için davalar açıldığını, Danıştay’ın bu ay içerisinde ÇED muafiyetlerinin tamamı ile ilgili olumlu bir karar vermesini beklediklerini söyledi.

Dersim ‘Baraja Hayır’ dedi

02 Aralık 2012 Pazar Saat 22:02
Dersimliler bir kez daha ‘Dersim’de Baraj İstemiyoruz’ diye haykırdı 

Dersimde düzenlenen çevre mitingi yoğun katılım ile gerçekleştirildi.

DERSİM - Dersimlilerin son yıllarda gelenekselleştirdiği baraj karşıtı miting, bu yılda kitlesel katılıma sahne oldu. Yaklaşık on bin kişinin katıldığı mitingde coşku yüksekti.

 

Öğlen saatlerinde Seyit Rıza heykeli önünde toplanan Dersimliler en önde tek pankart ile yürüyüşe geçtiler, kitle baraj karşıtı ve çevre mücadelesini simgeleyen büyük ve çok uzun mavi bir bezin taşıdı. Baraj karşıtı sloganların yazılı olduğu dövizlerin taşındığı ve sık sık “Dersimde Baraj istemiyoruz” sloganlarının atıldığı kortej yeni barajın yapılacağı nokta olan İnönü mahallesine kadar sürdü.

Miting alanında ilk konuşmayı tertip komitesi adına Haydar Çetinkaya yaptı.

Daha sonra söz alan Halkların Demokratik Kongresi adına avukat Barış Yıldırım konuştu.

Yerel belediyeler adına konuşan Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin ”halkımız yanımızda oldukça bu topraklara baraj yaptırmayacağız “dedi.

Mitinge davetli olmamasına rağmen katılan Kamer Genç tepki topladı.konuşmalar yapıldıktan sonra kürsüye çıkmaya çalışan Kamer Genç kitlenin tepkisi ile karşılaştı.konuşmaların yapıldığı otobüse çıkan Kamer Genç’e, miting alanındaki vatandaşlar “Dersimin katileri konuşamaz,istemiyoruz” diye tepki koydu.Kamer Genç yuh sesleri arasında konuşmaya çalışınca da miting alanındaki kitle,Kamer Genci protesto ederek alanı terk etti.kamer genç’in mikrofonda “Dersimliler lütfen beni bir kere dinleyin” diye yalvarmalarına rağmen Dersimliler alanı terk etti.. (Dersim Gazetesi)

Newededersim