Damokrasinin gölgesinde

imagesOkuduğunuz başlıkta herhangi bir yazım yanlışı yok. Yanlış olan, yaşam kaynağı sularımızın her geçen gün artan sayıda baraj ve Hidro Elektrik Santral (HES) tarafından kelepçelenip boğuluyor oluşu. Ne de olsa Türkiye’nin 2013 hedefleri arasında hidrolik potansiyelin yüzde yüz kullanımı var. Böyle bir hedef gerçekleşirse akan su diye birşey kalmayacak. Suyun akmaması toprağın kuruması, ondan beslenen canlıların ve yerel kültürlerin yok olması anlamına geliyor. İnsana ve doğaya rağmen inşa edilen barajların her yanı sardığı bir coğrafyada ise halkın iktidarı olan demokrasiden değil, İngilizce baraj anlamına gelen “dam” kelimesiden türetilmiş, barajların iktidarı “damokrasi”den bahsetmek daha gerçekçi olacak.

Aslında “Damocracy” yeni bir uluslararası kampanyanın adı. 2012 Haziran’ında gerçekleşen Rio+20 Dünya Zirvesi’nde yaşanan hayal kırıklığının ardından, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve barajlardan etkilenen topluluklar bir araya gelerek barajların iktidarını sorgulayan bir küresel kampanya başlatmış. Kampanyanın ekseninde, Dicle Vadisi ile birlikte Hasankeyf’i de sular altında bırakacak Ilısu Barajı ve Amazon ormanlarının 400 km2′lik bir bölümünü yerli halklarıyla ve diğer canlılarıyla birlikte yok edecek Belo Monte Barajı var. Küresel ölçekte yürütülen kampanyada Türkiye’den başta Doğa Derneği olmak üzere Su Hakkı Kampanyası gibi sivil oluşumlar, dünyadan da Amazon Watch, Rivers International ve çok sayıda Brezilyalı topluluk var.

Peki neden bu iki baraj? Belo Monte Barajı, dünyanın en büyük havzasına sahip Amazon Nehri’nin Brezilya’daki ana kolu olan Xingu üzerinde kurulacak. Amazon’da yapılması planlanan en büyük proje olan Belo Monte, yağmur ormanlarının önemli bir kısmını yok ederken, aralarında 24 farklı etnik halkın ve Amazon yerlilerinin olduğu 20 bin insanın da göç etmesine neden olacak. Brezilya onyıllardır bu barajı yapmanın yollarını ararken, yerli halklar da baraja karşı 20 yılı aşkın bir süredir mücadele vermekte. Öyle ki, dönemin cumhurbaşkanı Lula da Silva, 2009′da yerlilerle bir araya gelip projeyi yeniden gözden geçirme sözü vermek zorunda kalmış. Ancak verilen söz tutulmamış.

Ilısu projesi de onyıllardır hükümetlerin gündemindeydi. Projenin gerçekleştirilmesi için ilk adımlar ise 1990′ların ortasında atıldı. Hemen ardından barajın sular altında bırakacağı Dicle Vadisi’nde yaşayan topluluklar biraraya gelip, uzun erimli bir mücadeleyi başlattı. Baraj uluslararası finansman ve şirketler tarafından gerçekleştirileceğinden, uluslararası kampanyalar yürütüldü. Ilısu projesi, ilki 2001, ikincisi de 2009′da olmak üzere uluslararası arenada reddedildi. Hatta 2002 genel seçimleri öncesinde Recep Tayyip Erdoğan, eğer seçilirlerse Hasankeyf’i kurtaracaklarının sözünü bile verdi. Ancak ne sözler tutuldu, ne de başarılı kampanyalar hükümeti durdurabildi. Devletin onur projesine dönüşen Ilısu Barajı’nın yerli finansmanla yapılacağı duyuruldu ve inşaat apar topar başladı. 100 bin insanı göçe sürükleyecek proje, 10 bin yıllık kesintisiz tarihe sahip antik kent Hasankeyf’i ve Dicle Vadisi üzerinde 200′e yakın yerleşim yerini sular altında bırakacak.

Unutmadan söyleyelim, iki barajın da elektrik tribünlerini Andritz adlı bir Avusturyalı şirket yapıyor. Dünyanın iki ayrı ucundaki Belo Monte’nin hikayesiyle Ilısu Barajı arasında önemli paralellikler var. Çünkü uluslararası dev bir baraj lobisi, tüm dünyanın akarsularına kancayı takmış durumda. Hükümetler de “kalkınma” adına bu gidişe çanak tutuyor. Ancak dünyanın heryerinde -ister Amazonlarda, ister Mezopotamya’da olsun- insanlar sularını, topraklarını ve kimliklerini korumak için mücadeleler içinde. Damokrasi değil, demokrasi için mücadele birleşerek büyüyor.

Akgün İlhan

www.marksist.org

Speak Your Mind

*